17 Temmuz 2005
14. iDDIA: ATAT�RK MASON iDi ?
G i r i s
�ns�z
Asagidaki ciddi iddialari; Atat�rk�� koruma kanunlari ile yasaklama ve cezalandirma hicbir fayda getirmemistir. Bilakis bu suclamalar git-gide daha da artmis ve hatta bu kanunlar aksi tesirlerini de g�stermeye baslamislardir. Atat�rk�e karsi bir kinin varligindan da bahsetmek gercek disi da olmasa gerek. Bu demektir ki, bu yasaklama kanunlarinin derhal ortadan kaldirilmalari gerekir. Atat�rk�� koruma kanunlari adi altindaki kanunlar, cag disi kanunlardir ve hicbir kimse veya kurulus icin dünya tarihinde b�yle bir sacma kanun yoktur. Hem Atat�rk��n bu gibi koruma kanunlarina da ihtiyaci yoktur. Hem yasaklarla ve cezalarla bir insan savunulamaz.
Cumhuriyetle ilgili olmayan bu saldirilarin sadece Atat�rk�e y�neltilmis oldugu da kesindir. Atat�rk�e yapilan bu saldirilarin, Cumhuriyete yapilan saldirilar olarak g�sterilmeleri de yanlistir.
Saldirilari ve bunlara verilen cevaplari ham olarak toplayip, sizlere sunmayi dogru buluyorum.
Bu arada Atat�rk�� savunma bilinc ve materyallerinden yoksun olan Atatürkcülerin terbiyesizce k�f�rlere bas vurduklarini tespit etmek beni de �zd�.
Eger Atat�rk�� savunabilecek bilgi ve yeteneginiz yoksa, k�f�rlere basvurarak, "Atat�rkc�ler cahil insanlardir" �n yargisinin olusmasini da desteklemeyiniz.
MiM
iddialar
http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/06/11/politika
/politika1.html
haber aksam gazetesinin cumartesi gunku sayisinda yer aldi
'Modern T�rkiye'yi kuranlar masondu'
Fransiz Cumhurbaskani Jaques Chirac'in g�venlik danismani Sorbone �niversitesi �gretim �yesi Dr. Alain Bauer, Modern T�rkiye'nin kurucularinin bircogunun da mason oldugunu s�yledi.
Istanbul'da d�zenlenen ' Istanbul Demokrasi ve K�resel G�venlik Konferansi'na katilan ve ayni zamanda B�y�k Dogu Mason Locasi Baskani olan Bauer, bu konuda da g�r�s bildirdi. Dr. Alain Bauer, mistik bir mesele olarak bilinen masonluk konusuna iliskin de B�y�k Dogu Mason Locasi lideri olarak, 'Bu sadece kitabi acip okumayan insanlar icin gizemli bir konudur. Bu konuda yaklasik 20 binden fazla yazilmis kitap var. Modern T�rkiye'yi kuran bircok insan mason locasindandi' diye konustu.
Kitaplarda yazili
�ne s�rd�g� konu ile ilgili isim vermesi istenilen Dr. Bauer, 'Bu konunun T�rkiye'de hassas bir konu oldugunu biliyorum ve isim vermek istemiyorum ama Paris'teki tarihi kitaplarda bunlarin kim oldugu yazilidir. Ummayacaginiz bir kisii dahi masondur' iddiasinda bulundu. Kastettigi kisinin kim oldugu konusunda ise Bauer, israrlara ragmen yanit vermedi.
El-Kaide ter�r �rg�t�n� besleyen asil kaynagin k�lt�rel ç at ýþ ma olduðu görüþünü �ne s�ren Dr. Bauer, 'El-Kaide hayali bir yapi degil, onun nasil oldugunun degerlendirilmesi lazim' dedi. Asil problemin medeniyetlerin degil k�lt�rlerin çatýþmasý olduðunu vurgulayan Bauer, Irak'taki isgalin ardindan yeniden 11 Eyl�l saldirisi gibi bir eylemin yasanabilecegi tehlikesinin var olduguna dikkat cekti.
S�leyman ARIO�?LU Devrim TOSUNO�?LU
haluk
Jun 3
Mustafa Kemal, "Katolik Kilisesi ve Masonluk"
Echte Freimaurer, Schillernde Gestallten und Nicht-Freimaurer"
Almanya'da 1991 yilinda J�rgen Holtorf tarafindan "Die Logen der Freimaurer : Geschichte, Bedeutung, Einfluss / Heyne B�cher, Sachbuch" adýnda çok ilginc bir kitap yayinlandi... "Mason Localari, Tarihi, �nemi ve Etkisi" adli kitabin 139. sayfasinda Mustafa Kemal ismiyle birlikte anilmakta. isim benzerligini �ne s�renler, dogum ve �l�m tarihini de benzetmek zorunda kalacaklar.
Mustafa Kemal'in mason oldugu oteden beri zaten bilinir. Bakin, kitapta Mustafa Kemal'den aynen su sekilde bahsedilmekte : "Ataturk, Mustafa Kemal Pascha, 1881-1938, Vater der modernen Turkei. Bis zu seinem Tode 1938 Mitglied der ^Machedonia Resorta et Veritas Loge^."
Kitabin iceriginde : "...Bir yazilmamis kural diyorki; mason localarina �ye olup olmadigini aciklama kararinin herkes kendi kendine vermelidir. Bundan dolayi �lm�s sahsiyetlerin isimlerini aciklamak yasayan �yelerden daha kolaydir." denmekte.
Zaman gectikce, gercekler ortaya ciktikca, kimin ne oldugu, kime hizmet ettigi, amacinin ne oldugu su y�z�ne cikmaktadir. Aslinda kiminin yaptiklari, icraatlari onun ne oldugunu g�stermeye yeter, ama bunu herkes anlayabilse...
T�rkiye'de kurtarici olarak g�sterilen, tabulaþtýrýlan, aleyhinde s�z bile s�yletilmeyen, koruma kanunlari ile savunulan zorla baski altinda millete kabul ettirilmeye calisilan ve arkasina sýðýnilan Mustafa Kemal'in de ne oldugu ortaya cikmisktir. M�sl�man milletin basina getirilen ve yukarida da belirttigimiz gibi bir tabu olan Mustafa Kemal, yahudilere hizmet eden bir masondur!
Mustafa Kemal, "Katolik Kilisesi ve Masonluk" adlý eserde devlet baþkanlarý içerisinde ilk sýrada yer almaktadýr.
Kitaba, "Bu mason teþkilatý, 24.06.1717 yýlýnda dört �?ngiliz locasýnýn birleþmesiyle ki, bunlar buluþma yerlerinin adlarý ile tanýnýyorlardý. Londra ve Westminster büyük locasý adý altýnda dünyanýn ilk locasý kurulmuþtur!" þeklinde baþlanmýþtýr.
Kitabta ayrýca bu localara girmenin uzun bir araþtýrmadan sonra olduðu da belirtilerek, "Bu kuruluþa girmek uzun zaman alýr ve talip olan kiþilerin manevî deðerler ölçüsü ve toplum içindeki mevkisi hususunda çok sýký tetkik inceleme yapýldýðý için çok büyük devlet adamlarý da mason localarýna kayýt olmuþlardýr!" denilmektedir. (1)
Bu masonlar ne yapmakta idiler? Hedef ve gayeleri ne idi?
"Masonluðun ve onun gizli teþkilatlarýnýn, yahudilerin çýkarlarýný, yahudilerin gayeleri olan yahudi devletini gerçekleþtirmesi ve yahudilerin dünya üzerindeki hâkimiyyetini saðlamak için yahudiler tarafýndan kurulduðu anlaþýlmýþtýr.
Siyonist liderlerden Hertzl diyor ki :
"Dünyanýn her tarafýna yayýlan mason teþkilatlarýmýz gizlice, asýl hedeflerini gizleyerek çalýþýyorlar. Yahudilerden sýzlanan birçok hýristiyan da bizim istiklalimizi kazanmamýza yardým ediyor, yahudi olmayan vekillerimiz bizim çýkarlarýmýza müsait ortamlar hazýrlýyorlar." (2)
Bu açýklamalardan ve gerçeklerden sonra Mustafa Kemal'in müslüman millete deðil de yahudiye hizmet ettiði artýk açýkça ortaya çýkýyor - nede olsa kendisi de bir yahudiydi !
Mustafa Kemal'in yaptýðý icraatlarý ve sözleri bunu açýkça ortaya koymaktadýr.
En baþta masonlar din ve devletin ayrý olmasýný isterler ve bunu desteklerler. "Dinlere karýþmamak ve laik kalmak prensibi masonluk ruhunda mülhemdir. Zira din ferd için bir inanýþtýr, ferdin manevî cephesidir. Bu itibarla, ferdin bir hâkimiyyet ifade eden dinin, yalnýz tecelli, vicdanýna sari ve nafiz kalmasý umumî iþlere tesir ve müdahalesi olmamasi lazimdir." (3)
Ayný fikri ve görüþü Mustafa Kemal de söylemiþ ve uygulamýþtýr !!!
Mustafa Kemal ile birlikte, "Din evrensel mahiyetini kaybederek millîleþtikten sonra yeni bir tekamül ile devlet yapýsýnýn dýþýnda kalmýþ, yani sosyal vicdaný temsil eden bir küme hadisesi olmaktan dýþarý çýkarak fertlerin teker teker vicdanlarýnda yaþýyan kudsî bir his olmuþtur."
Zaten Mustafa Kemal'in laik sistemi getirmesi bunun en güzel isbatý ve delilidir. Çünkü büyük mason üstadlarýndan birisi, "Laiklik demek masonluk demektir, bu ikisi tamamen aynileþmiþtir." (4) demektedir.
Mustafa Kemal'in �?talyan ceza hukukunu getirip müslüman halka uygulamasý da mason olduðuna iþarettir. Çünkü �?talyan ceza hukukunu hazýrlayan "Zanardelli" ünlü bir masondur.
�?srail devletinin kurulmasýna katkýda bulunan ve yardýmcý olan o zamanýn Ürdün Kralý Hüseyin ile samimi iliþkiler kurmasý da bunu açýklamaktadýr. Halbuki kendisi güney cephesinde harbin kaybediliþini bunlara baðlarken bunlarla iyi iliþkiler kuruyordu. Çünkü o zamandan Kral Hüseyin ile beraber �?srail devletinin kurulmasýna yardým ediyorlardý.
Memleketi modernleþtiriyoruz diyerek milletin savaþ verdiði memleketlerin kütürünü getirmesi: ??
Mustafa Kemal, yahudilerin planlarýndan birisi olan "Kadýný �?fþa" etmeyi, yani kadýný hayasýzlaþtýrmayý baþarmýþtýr. Çünkü kadýnlý-erkekli partiler düzenleyen ve bunu teþvik eden Mustafa Kemal'dir.
Yahudiler öteden beri �?slam'a düþmandýlar. Bu düþmanlýklarýna her fýrsatta da ortak olmuþlardýr. (???) �?slam'ýn ilerlememesini istemiþlerdi. Mustafa Kemal da aynýsýný yaparak �?slam'a darbe vurmuþ ve yüzbinlerce müslümaný katlettirmiþtir.
Yahudi Abel Adam, "The Book At Mustafa Kemal" adlý kitabýnda "Atatürk devrimlerini ve Atatürk Türkiye'sinin geliþmesini doðu zihniyetine karþý açýlmýþ bir mücadele olarak alkýþlarken, Avrupa'da okumuþ veya okumamýþ hiç kimse gökten inme kurallara göre yaþamýný düzenlemez diyerek Mustafa Kemal'i alkýþlýyordu." (5) diye yazýlmaktadýr.
Masonlar hakkýnda ne yapýlmasý gerekli ve onlara nasýl davranýlmasý gerektiðini Merhum Zahid Kotku þöyle izah eder:
"Lakin o mason, ben de sendenim der, camiye girer namaz da kýlar, el açýp dua da eder. �?cabýnda kürsüye çýkýp vaaz dahi eder. Aman kardeþim! Bunlarýn hiçbirisi seni aldatmasýn. Mason olduðunu bildiðin kimse baþýný secdeden kaldýrmasa dahi kýymet yoktur!" (6)
Mustafa Kemal'in hayatý gözönüne getirilip, bir de yukarýdaki söz bir araya getirilirse durum daha iyi anlaþýlýr.
Kemalist rejim ne yaparsa yapsýn artýk Mustafa Kemal'in ne mal olduðu ortaya çýkmýþtýr. Her hakikat geç de olsa birgün ortaya çýkacaktýr !
Müslüman millet artýk düþünsün; Bu adam vatan mý kurtardý, yoksa vataný periþan edip sattý mý ???
Kaynaklar :
(1) Katolik Kilisesi ve Masonluk, sf. 14-15
(2) Fethi Yeken, �?slam Âlemi, sf. 70-71
(3) Türk Mason Dergisi, Yýl: 1, Sayý: 3, Temmuz 1951, �?st., sf. 141
(4) N. Cevad Akkermann, Siyasal ve Sosyal Yönleri ile Laiklik
(5) Laisizm, Yesevizade, �?st.
(6) �?slam Dergisi, Yýl: 4, Sayý: 39
Esen kalýnýz
Ibrahim K.
****
Mason localarini kapatmismidir yoksa kapatirmi mi yapmistir ?
Türkiye ne çektiyse münafýklardan, sað gösterip sol sallayanlardan çekti. ülkeyi yahudiler ve masonlarla dolduran Mustafa Kemal denen yahudi veled-i zina, göstermelik olarak bir iki tane locayý kapatmýþ... madem kapatmýþ, onun ilkelerini kutsal kitap sayanlar niye localarý açýyor? Yaptýðý her devrimi harfini bile deðiþtirmeyen kemalist yobazlar, masonluðu neden serbest býrakýyor?
Ulan vatansever maskeli takiyyeci dönme yahudi, yoksa sende mason musun nesin, ne demek mason localarýný kapattý. ulan bu ülkeye yýðýlýp içten içe bölen þerefsiz dýþ güçler elbette kendilerini vatansever ilan edecek. Ta ki o vatanseverlik ve Türkçülüklerinin ardýnda bir foyalarýný saklasýnlar.
Mesela Diyarbakýr ermenilerinden, doðuda kürtçülük yaptýðý için "kürt ziya" lakabýyla meþhur olan Ziya Gökalp, nasýl olduda MHP'nin bile parti tüzüðüne fikirleri girecek kadar Türkçü oldu? Tekin Alp; bir yahudi olmasýna raðmen neden (MO�?SE KOHEN) ismini sakladý? uyuyun daha. Bizi içten içe vuran dýþ düþmanlar, içimizde Türkçülük, vatanseverlik taslayarak bizi bölmeye çalýþýyor.
Araplarýn arkadan vurma meselesine gelince...
Ben düþünüyorumda, �?ngilizler bize öyle bir oyun oynamýþ ki, halen bizi bize kýrdýrmýþ ve sömürgesi için iyi bir silah keþfetmiþ.
Bak arkadaþým, �?ngilizler Osmanlý'yý savaþlarla yýkamayýnca �?slam Ülkelerinde müslümanlar arasýna ýrkçýlýk akýmýný soktular. Asabiye-i milliyesini kýþkýrttýklarý �?slam ülkelerine artýk bir ümmet dayanýþmasý yerine ýrk dayanýþmasý fikrini aþýladýlar. Hatta bu ýrkçýlýk daha da geniþleyip mezhepçiliðe de dayandý. �?þte �?ngilizlerin bu hususta en büyük silahlarý �?iiler oldu. þiileri tuzaða düþürerek VAHHAB�?L�?K mezhebini kurdular. �?slam'la uzaktan yakýndan alakasý olmayan ve sýrf müslümanlar arasýnda bozgunculuk ve fitne çýkarmaktan baþka bir gayesi olmayan bu sapýk mezhep, Arabistan'da bir kaç arap ülkesinde devlet idaresini ele geçirdi. Görünüþte ARAP olan bu adamalar, aslen birer ingiliz casusu fesatçýlar idi. Savaþta Türklere karþý ingilizlerin yanýnda yer aldýlar ve Türkler ile Araplarýn arasýný bir daha kapanmamak üzere açtýlar. Yani bizim "bizi arkadan vurdular" diye evhama düþtüðümüz mesele, aslen bir ingiliz oyunudur ve neticede baþarý ile sonuçlanmýþtýr. Bize düþen bu oyuna gelmemek ve peygamber efendimizin belirttiði �?slam kardeþliðini hayata geçirmektir. Kaldý ki Araplar Türkleri çok seviyor, ortadoðuya giden çok insan bunun þuuruna varmýþtýr.
Yahudi diktatör Mustafa Kemal'e gelince...
Mister Kemal baþýna Yahudi þapkasý ( fötr þapka ) takan ingiliz casusu bir yahudidir. Misyonu da Türkiye'den Islam dinini kaldýrmaktý. Tüm bunlarý görmemek için kör, anlamamak için de salak olmak lazým. Böyle bir adamý tanrý yapmak ne kadar vahim birþey...
lafim mustafa kemal i ata yapanlara alkolik birini
Apr 20.05
Mason mustafa kemal
"Echte Freimaurer, Schillernde Gestallten und Nicht-Freimaurer"
Almanya'da 1991 yýlýnda Jürgen Holtorf tarafýndan "Die Logen der Freimaurer : Geschichte, Bedeutung, Einfluß / Heyne Bücher, Sachbuch" adýnda çok ilginç bir kitap yayýnlandý... "Mason Localarý, Tarihi, Önemi ve Etkisi" adlý kitabýn 139. sayfasýnda Mustafa Kemal ismiyle birlikte anýlmakta. �?sim benzerliðini öne sürenler, doðum ve ölüm tarihini de benzetmek zorunda kalacaklar.
Mustafa Kemal'in mason olduðu oteden beri zaten bilinir. Bakýn, kitapta Mustafa Kemal'den aynen þu þekilde bahsedilmekte : "Ataturk, Mustafa Kemal Pascha, 1881-1938, Vater der modernen Turkei. Bis zu seinem Tode 1938 Mitglied der ^Machedonia Resorta et Veritas Loge^."
Kitabýn içeriðinde : "...Bir yazýlmamýþ kural diyorki; mason localarýna üye olup olmadýðýný açýklama kararýný herkes kendi kendine vermelidir. Bundan dolayý ölmüþ þahsiyetlerin isimlerini açýklamak yaþayan üyelerden daha kolaydýr." denmekte.
Zaman geçtikçe, gerçekler ortaya çýktýkça, kimin ne olduðu, kime hizmet ettiði, amacýnýn ne olduðu su yüzüne çýkmaktadýr. Aslýnda kiþinin yaptýklarý, icraatlarý onun ne olduðunu göstermeye yeter, ama bunu herkes anlayabilse...
Türkiye'de kurtarýcý olarak gösterilen, tabulaþtýrýlan, aleyhinde söz bile söyletilmeyen, koruma kanunlarý ile savunulan zorla baský altýnda millete kabul ettirilmeye çalýþýlan ve arkasýna sýðýnýlan Mustafa Kemal'in de ne olduðu ortaya çýkmýþtýr. Müslüman milletin baþýna geçirilen ve yukarýda da belirttiðimiz gibi bir tabu olan Mustafa Kemal, yahudilere hizmet eden bir masondur!
Mustafa Kemal, "Katolik Kilisesi ve Masonluk" adlý eserde devlet baþkanlarý içerisinde ilk sýrada yer almaktadýr.
Kitaba, "Bu mason teþkilatý, 24.06.1717 yýlýnda dört �?ngiliz locasýnýn birleþmesiyle ki, bunlar buluþma yerlerinin adlarý ile tanýnýyorlardý. Londra ve Westminster büyük locasý adý altýnda dünyanýn ilk locasý kurulmuþtur!" þeklinde baþlanmýþtýr.
Kitabta ayrýca bu localara girmenin uzun bir araþtýrmadan sonra olduðu da belirtilerek, "Bu kuruluþa girmek uzun zaman alýr ve talip olan kiþilerin manevî deðerler ölçüsü ve toplum içindeki mevkisi hususunda çok sýký tetkik inceleme yapýldýðý için çok büyük devlet adamlarý da mason localarýna kayýt olmuþlardýr!" denilmektedir. (1)
Bu masonlar ne yapmakta idiler? Hedef ve gayeleri ne idi?
"Masonluðun ve onun gizli teþkilatlarýnýn, yahudilerin çýkarlarýný, yahudilerin gayeleri olan yahudi devletini gerçekleþtirmesi ve yahudilerin dünya üzerindeki hâkimiyyetini saðlamak için yahudiler tarafýndan kurulduðu anlaþýlmýþtýr.
Siyonist liderlerden Hertzl diyor ki :
"Dünyanýn her tarafýna yayýlan mason teþkilatlarýmýz gizlice, asýl hedeflerini gizleyerek çalýþýyorlar. Yahudilerden sýzlanan birçok hýristiyan da bizim istiklalimizi kazanmamýza yardým ediyor, yahudi olmayan vekillerimiz bizim çýkarlarýmýza müsait ortamlar hazýrlýyorlar." (2)
Bu açýklamalardan ve gerçeklerden sonra Mustafa Kemal'in müslüman millete deðil de yahudiye hizmet ettiði artýk açýkça ortaya çýkýyor - nede olsa kendisi de bir yahudiydi !
Mustafa Kemal'in yaptýðý icraatlarý ve sözleri bunu açýkça ortaya koymaktadýr.
En baþta masonlar din ve devletin ayrý olmasýný isterler ve bunu desteklerler. "Dinlere karýþmamak ve laik kalmak prensibi masonluk ruhunda mülhemdir. Zira din ferd için bir inanýþtýr, ferdin manevî cephesidir. Bu itibarla, ferdin bir hâkimiyyet ifade eden dinin, yalnýz tecelli, vicdanýna sari ve nafiz kalmasý umumî iþlere tesir ve müdahalesi olmamasý lazýmdýr." (3)
Ayný fikri ve görüþü Mustafa Kemal de söylemiþ ve uygulamýþtýr !!!
Mustafa Kemal ile birlikte, "Din evrensel mahiyetini kaybederek millîleþtikten sonra yeni bir tekamül ile devlet yapýsýnýn dýþýnda kalmýþ, yani sosyal vicdaný temsil eden bir küme hadisesi olmaktan dýþarý çýkarak fertlerin teker teker vicdanlarýnda yaþýyan kudsî bir his olmuþtur."
Zaten Mustafa Kemal'in laik sistemi getirmesi bunun en güzel isbatý ve delilidir. Çünkü büyük mason üstadlarýndan birisi, "Laiklik demek masonluk demektir, bu ikisi tamamen aynileþmiþtir." (4) demektedir.
Mustafa Kemal'in �?talyan ceza hukukunu getirip müslüman halka uygulamasý da mason olduðuna iþarettir. Çünkü �?talyan ceza hukukunu hazýrlayan "Zanardelli" ünlü bir masondur.
�?srail devletinin kurulmasýna katkýda bulunan ve yardýmcý olan o zamanýn Ürdün Kralý Hüseyin ile samimi iliþkiler kurmasý da bunu açýklamaktadýr. Halbuki kendisi güney cephesinde harbin kaybediliþini bunlara baðlarken bunlarla iyi iliþkiler kuruyordu. Çünkü o zamandan Kral Hüseyin ile beraber �?srail devletinin kurulmasýna yardým ediyorlardý.
Memleketi modernleþtiriyoruz diyerek milletin savaþ verdiði memleketlerin kütürünü getirmesi: ??
Mustafa Kemal, yahudilerin planlarýndan birisi olan "Kadýný �?fþa" etmeyi, yani kadýný hayasýzlaþtýrmayý baþarmýþtýr. Çünkü kadýnlý-erkekli partiler düzenleyen ve bunu teþvik eden Mustafa Kemal'dir.
Yahudiler öteden beri �?slam'a düþmandýlar. Bu düþmanlýklarýna her fýrsatta da ortak olmuþlardýr. (???) �?slam'ýn ilerlememesini istemiþlerdi. Mustafa Kemal da aynýsýný yaparak �?slam'a darbe vurmuþ ve yüzbinlerce müslümaný katlettirmiþtir.
Yahudi Abel Adam, "The Book At Mustafa Kemal" adlý kitabýnda "Atatürk devrimlerini ve Atatürk Türkiye'sinin geliþmesini doðu zihniyetine karþý açýlmýþ bir mücadele olarak alkýþlarken, Avrupa'da okumuþ veya okumamýþ hiç kimse gökten inme kurallara göre yaþamýný düzenlemez diyerek Mustafa Kemal'i alkýþlýyordu." (5) diye yazýlmaktadýr.
Masonlar hakkýnda ne yapýlmasý gerekli ve onlara nasýl davranýlmasý gerektiðini Merhum Zahid Kotku þöyle izah eder:
"Lakin o mason, ben de sendenim der, camiye girer namaz da kýlar, el açýp dua da eder. �?cabýnda kürsüye çýkýp vaaz dahi eder. Aman kardeþim! Bunlarýn hiçbirisi seni aldatmasýn. Mason olduðunu bildiðin kimse baþýný secdeden kaldýrmasa dahi kýymet yoktur!" (6)
Mustafa Kemal'in hayatý gözönüne getirilip, bir de yukarýdaki söz bir araya getirilirse durum daha iyi anlaþýlýr.
Kemalist rejim ne yaparsa yapsýn artýk Mustafa Kemal'in ne mal olduðu ortaya çýkmýþtýr. Her hakikat geç de olsa birgün ortaya çýkacaktýr !
Müslüman millet artýk düþünsün; Bu adam vatan mý kurtardý, yoksa vataný periþan edip sattý mý ???
Kaynaklar :
(1) Katolik Kilisesi ve Masonluk, sf. 14-15
(2) Fethi Yeken, �?slam Âlemi, sf. 70-71
(3) Türk Mason Dergisi, Yýl: 1, Sayý: 3, Temmuz 1951, �?st., sf. 141
(4) N. Cevad Akkermann, Siyasal ve Sosyal Yönleri ile Laiklik
(5) Laisizm, Yesevizade, �?st.
(6) �?slam Dergisi, Yýl: 4, Sayý: 39
Esen kalýnýz
Ibrahim Kumas
suat
Feb 17.05
Barbar-os a
Barbar osssss sen valla resmen sorunlusun yaaaa ne mal adamsinnnnn yaaa ne kazmasin kardesimmmm bir insan ben elhamdurullah muslumanim diyosa muslumandir senmi karar vericeksin o icinde beyni olmayan bos kafanla ???
o dedigin kitaplardan cok daha fazlasini okudum kendi ideolojine sahip insanlarin yazdiklari kitaplari bana dayatma ben kendi inancim dogrultusundaki kitaplari okurum alda sunu bastan assagiya okuda ogren biseyler !!!!
Görmemiþin Bir Atatürk'ü Olmuþ
Türklerin atasý, ölüm yýldönümünde, sonradan verilmiþ, kendisinin beðenip seçerek aldýðý adlar, san ve rütbelerle bir kez daha yunup, yýkanarak paklandý. Bir Buda heykeli ya da henüz tek tanrýlý dinlerden haberdar olmayan orman kabilelerinin totemi misali, temiz edilip kutsandý. Koca koca makamlý adamlarýn, 'görmemiþin bir Atatürk'ü olmuþ, ne yapacaðýný þaþýrmýþ' tertibinden rol aldýklarý müsameresel törenlerle tapýnma törenleri tamamlandýktan sonra, dekor ile senaryolar, yeni tekrara kadar, saklanmak üzere, bir kez daha depolara kaldýrýldý.
Doðumu, geliþim ve ölümü, hamaset dekoru içinde, acemi oyuncularýn rol aldýklarý müsameresel gösterilerle canlandýrýlýrken, 'hayat, sanat ve eserleri'ndeki gerçeklik kýrýntýlarý var mýydý, varsa nelerdi? Geçmiþin buðulu entrikalar anaforunda, bütün bunlar belirsiz ve bilinmezlik içindeydi.
Bir halkýn 'atasý' olmayý, kendisine 'soy adý'seçmiþ, yer yüzünün ilk diktatörüydü, o. Ondan önce ve sonra 'baba' lakaplý diktatörler vardý. Ama, kendine seçtiði misyonu, 'soy adý' olarak seçmiþ diktatör varsa bile, ben hatýrlamýyorum.
Daha saðlýðýnda, hayal edip beðendiði her þeyi 'gerçek' diye kabul eden lider, dün ölüm yýl dönümünde, eti, kaný, caný ve ruhuyla yaþayan bir gerçek deðil, sonradan masa baþýnda tasarlanarak yaratýlýp ululuklara çýkarýlmýþ kiþiydi. 'Atatürk'ün neresinin doðru, hangi tarafýnýn tasalanarak yaratýlmýþ yapaylýk olduðu da entrika bilinmezlikleri buðusuna bulanmýþtý.
'Görmemiþin bir Atatürk'ü olmuþ, ne yapacaklarýný þaþýrmýþlarýn elinde, 'hayatý, sanat ve eserleri'ne iliþkin gerçekler çarpýtýlmýþ, 'beðendikleri ne varsa uygundur' denilerek üstüne giydirilmiþ, Yunan efsanelerinden fýrlamýþ 'yarý insan' bir 'Tanrý' yaratýlmýþtý.
Düzgün ve doðru olan neydi, gerçeklerin anaforunda? Örneðin atalarý, öz dedesi kimdi? Babasý gerçekten 'Ali Rýza' miydi? Annesinden neden nefret ediyordu?
Onu yeniden yaratýp sunan lümpen kültür, dünya kurulduðundan beri, insan oðlunun üstün deðer yargýlarý arasýnda 'kusur, kabahat, ayýp' sayýlan entrikalarý, onun 'üstünlüðü' olarak sunmuþ, ayak oyunlarýný, tuzakçýlýðý, aþaðýlarcasýna dehasýnýn 'niþanesi' saymýþlardý.
Lozan'da 'devletin tapusu' cebe konana kadar, Türk ve Kürdlerin eþit ortaklýðý dalgalandýrýlýyordu. Ama köprü geçildikten hemen sonra Kürdler buharlaþýyor, yoklara karýþtýrýlýyor, adlarý yasaklanýyor, Türk ýrkçýlýðý dayatýlýyordu. Hitler'den önce, 1930'da, ýrkçýlýk beden ve kafa yapýsý standartlarýna kadar indiriliyor, mezroyla Atatürk'ün kafasý ölçülüyor, bu ölçüler 'Türk ýrkýnýn kafa standardý', pembe teni, mavi gözü, sarý saçlarýyla 'Asyalý'ya hiç benzemediði halde, 'biz yapýnca olur' mantýðýyla o, 'Orta Asya'dan gelmiþ arý Türk ýrkýnýn prototipi' ilan ediliyordu.
Bugün artýk resmen mezrularla kafa ölçülmüyor, ama Atatürk'ün 'ne mutlu Türküm diyene' sloganýnýn altýnda, ýrk ayýrýmý 'güvenlik soruþturmasý' adý altýnda 'pamuk iþçilerine' kadar indirgeniyordu.
Beðendikleri ne varsa Atatürk'ün baþýndan aþaðýya dökenler, ona 'arý Türk soyu' ararken ýrkçýlýðýn doruklarýna çýkýp, 'tarihten gelip geçmiþ 16 ayrý Türk devleti'ni de icat ediyorlardý. Oysa, 'tarihteki Türk devletleri' dediklerinden, sonradan eðip bükerek 'Göktürk' demede karar kýldýklarý hariç, hiçbir devletin adýnda 'Türk' yoktu.
Türk yapýlan Osmanlý devletinde 1800'lerin ortalarýna kadar 'Türk' sözcüðü yasak, Türk dili Osmanlýca vardý.
Atatürk'e mal edilen 'ya istiklal, ya ölüm' sözü, o daha ortada yokken, Halide Edip Adývar tarafýndan �?stanbul'da Sultanahmet meydanýnda baðýrýlmýþtý. Kazým Karabekir, daha onun saðlýðýnda, yazdýðý, fakat el konularak yakýlan kitabýnda, Filistin cephesinin kahramaný olarak gösterilen Atatürk'ün için, düþmaný görmeden kaçtýðýný, dolayýsýyla �?ngilizlerin görme çarpýþacak düþman bulamadan ilerlediðini yazýyordu. Onu Çanakkale Savaþý'nýn komutaný, olmamýþ �?nönü Savaþýný, 'zafer' gibi göstermek ayýp deðil mi?
Atatürk, 1919'da �?stanbul'da savaþ bakaný olmak için kulisler yapýp, propagandasý için gazete yayýnlarken Samsun'a gönderilmesini, 'kendisinden kurtulmak isteyen hasýmlarýnýn oyunu' olarak açýklýyordu. Bu yakýnma, sonradan beðenilmiyor, resmi tarihe onun, 'vataný kurtarmak için fedakarane bir hamleyle ortaya çýkýp kendiliðinden Karadenize gittiði' notu düþülüyor, demokrasiden nefret eden bir diktatör olduðu halde 'demokrat' bile ilan ediliyordu.
Bugün, TC'nin baþlýca gündemi olan 'yolsuzluklar' onun saltanat günlerinin gündemiydi. Müteahhitlerin kayrýlmasý ve Hindistan, Pakistan ile Afganistan'dan gelen yardým altýnlarla Atatürk'ün kendine çiftlikler edinmesi konuþuluyordu o zamanlar. Bugün, günleri, yerleri karýþtýran, ayakkabýlarýný giymeyi unutup çýplak ayakla Baþbakanlýk koridorlarýnda yürüyen Baþbakandan önce, Atatürk'ün gel-git olan hafýzasý ülkenin gündemiydi, Bu yüzden 'muhafaza' altýna alýnmýþ, çýkýþýndan beri yaveri, emir eri, kararlarýnýn 'infazcýsý' olan �?smet Paþa tarafýndan bile çekilmez bulunup terk edilmiþti.
Neyin gerçek, nelerin taklacý düzmeciliði olduðunun belirsizliði içinde, ölüm tarihini bilmem ama, saati de yalandý. Gece yarýsý öldüðü halde, sabah dokuzu beþ geçe yapýldý.Gece yarisi kim kalkip saygi duruþunda dururki ?
Daha ölmeden önce, taht kavgalarý baþladýðý için ölüsü ortada kalmýþ, genelkurmay baþkaný Fevzi Çakmak'ýn emriyle askerler sahip çýkmýþtý.
suat
Feb 13.05
barbaros sen zekani bi test ettir
barbaros cok komiksin sen cocum nerden ogrendin bakim bu yahudi lafini ?? baska bise bildigin yok papaganlar gibi yahudi yahudi diyip diyip duruyosun atandan sana gecmis sanirim atan bile yahudi usagiydi senin filistin cephesinden kacip o topraklari yahudilere peskes cekti korkak odlek birisiydi ayni senin gibi eminimki bi savas olsa ilk yurd disina kacicak olanlar sen ve senin gibi ataturkculer olurdu ataturk diye diye islami bitirdiniz bide muslumanim diye laf atiyosun bari islami agzina alma senin gibi ataturk e inanlar olsa olsa zaten ateist olurlar senin atan ickici sarhos du eminimki sende oyle birisin senin atan yasli kadinlarin baslarini zorla actirdi kilik kiyafet yasasi ile avrupaya benzemek icin iste sizler boyle sahsiyettiz karaktersiz canlilarsiniz sonrada gelmis yok efendim ataturk avrupali olmadi diyecek kadarda ahmak ve bi o kadarda yalanci insanlarsiniz karsinizda cocuk yok sizin ilkokul ogenciside degil kimse sen git onlari ilkokuldaki cocuklara anlat gerci onlar bile inanmaz sana
O kadar ahmak insanlarsiniz ki laf bile anlamiyosunuz gercekleri hep sakliyosunuz 2005 yilina gelmisiz hala atam atam diyip diyip dert yakiniyosunuz millet marsa gitti siz uyuyun atam atam diyip yeryuzunde hangi milletde boyle bir mantik var ya resmek diktador mantigi var sizde aklinizi basiniza alin dicem ama olmayan birseyi kazanamassin zaten sen git anitkabir e deftere atamm sana cok kotu laflar ediyolar diye dert yakin ahmaklar sizi baska bise elinizden gelmez bu ulkeyi senin ve atan gibi alkolik sarhos insanlar kurtarmadi musluman insanlar kurtardi senin atan sarhos kafasi ile plan bile yapamiyoduki kaldiki ulkeyi kurtarsin o kadar ahmaksinizki yazdiklariniza sizler bile inanmiyosunuz
mustafa kemal dediginiz sahsi oraya kimler getirdi kimlerin destegini aldi inglizlerin destegini aldi ingilizler ona maddi destek verdi onlar planladi herseyi senin atanda tipki ingiliz casusu lawrence in aynisiydi lawrence da arab ve musluman gibi gorunup muslumanlari birbirine dusurmustu ve onun yuzunden 1000 lerce musluman olmustu senin atanda ajandi zaten
Artik o zorbalik devri kapandi artik insanlarin gozu acildi o diktator devrindeki gibi herkes herseye inanmiyo internet var artik insanlar herseyi ogreniyolar internetin onune kimse gecemez sizin elinizden gelse rtuk gibi buralarida kapatirsiniz ama buna gucunuz yetmez iste siz oyle korkak oyle zavalli insanlarsiniz ki atanizi kanunlar ile koruyosunuz korkak yaratiklar sizi sizde tavuk kadar cesaret yok odlek siniz o kanunlar olmamis olsa inan bana atanin gomuldugu yerde dahil olmak uzere birtek heykel kalmazdi o topraklarda sizin sayiniz o kadar azki sadece kici rahatta olan senin atanin kurdugu duzen sayesinde koseyi donen zengin ahmaklar sadece senin atani savunur o kanunlar olmamis olsa insanlar atandan ne kadar nefret ettiklerini haykirilar ama zavalli insanlarin hepsi korkuyo bunu soylemeye hapse gireriz diye iste sizler boyle zorba diktaci ahmaklarsiniz barbaros senin yazdiklarini kaale bile almiyorum cunku mantik disi ve ahmakca konusuyosun birtek soyledigin laf var yahudi usaklari sen zaten baska bise bulamassin senin atana biri laf soylese yya yahudi usagi dersin yada deli tipki senin ateist basinin gibi cunku ateistler hep iftiraci yalanci ve soysuzlardir tipki senin gibi onca soru sordum ama birisine bile mantikli cevap veremedin sizler ve sizin gibiler osmanliyi bitirdi senin atan osmanliyi bitirdi yaziklar olsun kaldiki sizin gibi dusunenlerin yuzlerine tukurmek lazim 600 yillik bir devleti bitirdiniz utaninnn 600 yildir muslumanlari koruyan hilafet devletini kaldirdiniz utanin beeee ahmaklarr hala da atam atam diyip aniriyosunuz
Acaba, olmayaný olmuþ gibi gösterme ayýbýndan, ne zaman kurtulacak bunlar?
barbaros
Feb 8.05
site ye
eyy yüce ATATÜRK... ATAM
bu soysuz köpekler sana;
-dönme dediler...
-sabataist dediler...
-mason dediler...
-alkolik dediler...
-yahudi asýllý dediler...
-arnavut dediler...
-ingiliz ajaný dediler..
-gayri müslim dediler...
-kafir dediler...
-ibne dediler...
-katil dediler...
-piç dediler...
-türkiyeti sattý dediler..
-kemalist (bu isim bir oyundur, kemalist deðil atatürkçü)dediler...
-ataist dediler...
-dinsiz dediler..
-kulampara dediler...
EYY YÜCE ATAM VE AYNI SOYSUZ KÖPEKLER..
-Seni inkar ettiler....
-tarihimize sahip çýkmadýlar...
-vatanýmýzý yahudiye altýn tepsiyle sunmaktalar...
-dinimize yobazlýk soktular...
-ilimleri ülkemize sokmadýlar..
-yeni ilimlere þeytan icadý dediler...
-yeniliklere müslüman düþmanlýðý dediler...
-ahlaký apýþ arasýnda aradýlar...
ama senin ne olduðunu yüreklerde yatan türklük aþký biliyor..
bu soysuz ve þerefsiz köpekler sana yaptýklarýný zamanýnda Hz muhammed e de yaptýlar...
þimdide ayný þahsiyetler vataný satarcasýna tarihimize, türklüðümüze ve yüce dinimize leke düþürmekteler...
suat
Feb 05.05
Diktatör Mustafa Kemal Masondu
"Echte Freimaurer, Schillernde Gestallten und Nicht-Freimaurer"
Almanya'da 1991 yilinda Jürgen Holtorf tarafindan "Die Logen der Freimaurer : Geschichte, Bedeutung, Einfluß / Heyne Bücher, Sachbuch" adinda çok ilginç bir kitap yayinlandi... "Mason Localarý, Tarihi, Önemi ve Etkisi" adli kitabin 139. sayfasinda Mustafa Kemal ismiyle birlikte anýlmakta. �?sim benzerliðini öne sürenler, doðum ve ölüm tarihini de benzetmek zorunda kalacaklar.
Mustafa Kemal'in mason olduðu oteden beri zaten bilinir. Bakýn, kitapta Mustafa Kemal'den aynen þu þekilde bahsedilmekte : "Ataturk, Mustafa Kemal Pascha, 1881-1938, Vater der modernen Turkei. Bis zu seinem Tode 1938 Mitglied der ^Machedonia Resorta et Veritas Loge^."
Kitabin içeriginde : "...Bir yazilmamis kural diyorki; mason localarina üye olup olmadigini açiklama kararini herkes kendi kendine vermelidir. Bundan dolayi ölmüs sahsiyetlerin isimlerini açiklamak yasayan üyelerden daha kolaydir." denmekte.
Zaman geçtikçe, gerçekler ortaya çiktikça, kimin ne oldugu, kime hizmet ettigi, amacinin ne oldugu su yüzüne çikmaktadir. Aslinda kisinin yaptiklari, icraatlari onun ne olduðunu göstermeye yeter, ama bunu herkes anlayabilse...
Türkiye'de kurtarici olarak gösterilen, tabulastirilan, aleyhinde söz bile söyletilmeyen, koruma kanunlari ile savunulan zorla baski altinda millete kabul ettirilmeye çalisilan ve arkasina siginilan Mustafa Kemal'in de ne oldugu ortaya çikmistir. Müslüman milletin basina geçirilen ve yukarida da belirttigimiz gibi bir tabu olan Mustafa Kemal, yahudilere hizmet eden bir masondur!
Mustafa Kemal, "Katolik Kilisesi ve Masonluk" adli eserde devlet baskanlari içerisinde ilk sirada yer almaktadir.
Kitaba, "Bu mason teskilati, 24.06.1717 yilinda dört Ingiliz locasinin birlesmesiyle ki, bunlar buluþma yerlerinin adlarý ile tanýnýyorlardý. Londra ve Westminster büyük locasý adý altýnda dünyanýn ilk locasý kurulmuþtur!" þeklinde baþlanmýþtýr.
Kitabta ayrýca bu localara girmenin uzun bir araþtýrmadan sonra olduðu da belirtilerek, "Bu kuruluþa girmek uzun zaman alýr ve talip olan kiþilerin manevî deðerler ölçüsü ve toplum içindeki mevkisi hususunda çok sýký tetkik inceleme yapýldýðý için çok büyük devlet adamlarý da mason localarýna kayýt olmuþlardýr!" denilmektedir. (1)
Bu masonlar ne yapmakta idiler? Hedef ve gayeleri ne idi?
"Masonluðun ve onun gizli teþkilatlarýnýn, yahudilerin çýkarlarýný, yahudilerin gayeleri olan yahudi devletini gerçekleþtirmesi ve yahudilerin dünya üzerindeki hâkimiyyetini saðlamak için yahudiler tarafýndan kurulduðu anlaþýlmýþtýr.
Siyonist liderlerden Hertzl diyor ki :
"Dünyanýn her tarafýna yayýlan mason teþkilatlarýmýz gizlice, asýl hedeflerini gizleyerek çalýþýyorlar. Yahudilerden sýzlanan birçok hýristiyan da bizim istiklalimizi kazanmamýza yardým ediyor, yahudi olmayan vekillerimiz bizim çýkarlarýmýza müsait ortamlar hazýrlýyorlar." (2)
Bu açýklamalardan ve gerçeklerden sonra Mustafa Kemal'in müslüman millete deðil de yahudiye hizmet ettiði artýk açýkça ortaya çýkýyor - nede olsa kendisi de bir yahudiydi !
Mustafa Kemal'in yaptýðý icraatlarý ve sözleri bunu açýkça ortaya koymaktadýr.
En baþta masonlar din ve devletin ayrý olmasýný isterler ve bunu desteklerler. "Dinlere karýþmamak ve laik kalmak prensibi masonluk ruhunda mülhemdir. Zira din ferd için bir inanýþtýr, ferdin manevî cephesidir. Bu itibarla, ferdin bir hâkimiyyet ifade eden dinin, yalnýz tecelli, vicdanýna sari ve nafiz kalmasý umumî iþlere tesir ve müdahalesi olmamasý lazýmdýr." (3)
Ayný fikri ve görüþü Mustafa Kemal de söylemiþ ve uygulamýþtýr !!!
Mustafa Kemal ile birlikte, "Din evrensel mahiyetini kaybederek millîleþtikten sonra yeni bir tekamül ile devlet yapýsýnýn dýþýnda kalmýþ, yani sosyal vicdaný temsil eden bir küme hadisesi olmaktan dýþarý çýkarak fertlerin teker teker vicdanlarýnda yaþýyan kudsî bir his olmuþtur."
Zaten Mustafa Kemal'in laik sistemi getirmesi bunun en güzel isbatý ve delilidir. Çünkü büyük mason üstadlarýndan birisi, "Laiklik demek masonluk demektir, bu ikisi tamamen aynileþmiþtir." (4) demektedir.
Mustafa Kemal'in �?talyan ceza hukukunu getirip müslüman halka uygulamasý da mason olduðuna iþarettir. Çünkü �?talyan ceza hukukunu hazýrlayan "Zanardelli" ünlü bir masondur.
�?srail devletinin kurulmasýna katkýda bulunan ve yardýmcý olan o zamanýn Ürdün Kralý Hüseyin ile samimi iliþkiler kurmasý da bunu açýklamaktadýr. Halbuki kendisi güney cephesinde harbin kaybediliþini bunlara baðlarken bunlarla iyi iliþkiler kuruyordu. Çünkü o zamandan Kral Hüseyin ile beraber �?srail devletinin kurulmasýna yardým ediyorlardý.
Memleketi modernleþtiriyoruz diyerek milletin savaþ verdiði memleketlerin kütürünü getirmesi: ??
Mustafa Kemal, yahudilerin planlarýndan birisi olan "Kadýný �?fþa" etmeyi, yani kadýný hayasýzlaþtýrmayý baþarmýþtýr. Çünkü kadýnlý-erkekli partiler düzenleyen ve bunu teþvik eden Mustafa Kemal'dir.
Yahudiler öteden beri �?slam'a düþmandýlar. Bu düþmanlýklarýna her fýrsatta da ortak olmuþlardýr. (???) �?slam'ýn ilerlememesini istemiþlerdi. Mustafa Kemal da aynýsýný yaparak �?slam'a darbe vurmuþ ve yüzbinlerce müslümaný katlettirmiþtir.
Yahudi Abel Adam, "The Book At Mustafa Kemal" adlý kitabýnda "Atatürk devrimlerini ve Atatürk Türkiye'sinin geliþmesini doðu zihniyetine karþý açýlmýþ bir mücadele olarak alkýþlarken, Avrupa'da okumuþ veya okumamýþ hiç kimse gökten inme kurallara göre yaþamýný düzenlemez diyerek Mustafa Kemal'i alkýþlýyordu." (5) diye yazýlmaktadýr.
Masonlar hakkýnda ne yapýlmasý gerekli ve onlara nasýl davranýlmasý gerektiðini Merhum Zahid Kotku þöyle izah eder:
"Lakin o mason, ben de sendenim der, camiye girer namaz da kýlar, el açýp dua da eder. �?cabýnda kürsüye çýkýp vaaz dahi eder. Aman kardeþim! Bunlarýn hiçbirisi seni aldatmasýn. Mason olduðunu bildiðin kimse baþýný secdeden kaldýrmasa dahi kýymet yoktur!" (6)
Mustafa Kemal'in hayatý gözönüne getirilip, bir de yukarýdaki söz bir araya getirilirse durum daha iyi anlaþýlýr.
Kemalist rejim ne yaparsa yapsýn artýk Mustafa Kemal'in ne mal olduðu ortaya çýkmýþtýr. Her hakikat geç de olsa birgün ortaya çýkacaktýr !
Müslüman millet artýk düþünsün; Bu adam vatan mý kurtardý, yoksa vataný periþan edip sattý mý ???
Kaynaklar :
(1) Katolik Kilisesi ve Masonluk, sf. 14-15
(2) Fethi Yeken, �?slam Âlemi, sf. 70-71
(3) Türk Mason Dergisi, Yýl: 1, Sayý: 3, Temmuz 1951, �?st., sf. 141
(4) N. Cevad Akkermann, Siyasal ve Sosyal Yönleri ile Laiklik
(5) Laisizm, Yesevizade, �?st.
(6) �?slam Dergisi, Yýl: 4, Sayý: 39
Esen kalýnýz
Ibrahim K.
kadavra
Feb 01.05
kim o yazar dr rýza nur muþ allahýn maymunun teki birþey yazmýþ buda getirmiþ koymuþ buraya beðenmiyorsan atatürk ün yaptýklarýna okuma bunlara yazmada türkce kullanma o zaman ingilizce kullan arabca kullan zatwn seversiniz siz ingilizce olanlar ingiliz þunu demiþ arap kardeþlerimþiz þunu demiþ kullanma o zaman türkçe adamýn derdi tasasý bu baþka derdi yok resmen
Jan 31.05
*******
Yakup cemil misin yoksa mason musun nesin, ne demek ulan masonlar vatansever. ulan bu ülkeye yýðýlýp içten içe bölen þerefsiz dýþ güçler elbette kendilerini vatansever ilan edecek. ta ki o vatan severlikl ve Türkçülüklerinin ardýnda bir foyalarýný saklasýnlar.
15. iDDIA: ATAT�RK ve LAiSIZM ?
G i r i s
�ns�z
Asagidaki ciddi iddialari; Atat�rk�� koruma kanunlari ile yasaklama ve cezalandirma hicbir fayda getirmemistir. Bilakis bu suclamalar git-gide daha da artmis ve hatta bu kanunlar aksi tesirlerini de g�stermeye baslamislardir. Atat�rk�e karsi bir kinin varligindan da bahsetmek gercek disi da olmasa gerek. Bu demektir ki, bu yasaklama kanunlarinin derhal ortadan kaldirilmalari gerekir. Atat�rk�� koruma kanunlari adi altindaki kanunlar, cag disi kanunlardir ve hicbir kimse veya kurulus icin dünya tarihinde b�yle bir sacma kanun yoktur. Hem Atat�rk��n bu gibi koruma kanunlarina da ihtiyaci yoktur. Hem yasaklarla ve cezalarla bir insan savunulamaz.
Cumhuriyetle ilgili olmayan bu saldirilarin sadece Atat�rk�e y�neltilmis oldugu da kesindir. Atat�rk�e yapilan bu saldirilarin, Cumhuriyete yapilan saldirilar olarak g�sterilmeleri de yanlistir.
Saldirilari ve bunlara verilen cevaplari ham olarak toplayip, sizlere sunmayi dogru buluyorum.
Bu arada Atat�rk�� savunma bilinc ve materyallerinden yoksun olan Atatürkcülerin terbiyesizce k�f�rlere bas vurduklarini tespit etmek beni de �zd�.
Eger Atat�rk�� savunabilecek bilgi ve yeteneginiz yoksa, k�f�rlere basvurarak, "Atat�rkc�ler cahil insanlardir" �n yargisinin olusmasini da desteklemeyiniz.
MiM
iddialar
M. Kemal nasil �ld� ? Iste gercekler
Resmi tarihi vesikalarla M. Kemal'in olumu :
T.C. Cumhurbaskanligi resmi arsivinden alinan resmi zabit (tutanaklarina) gore, M. Kemal'in son sekiz yilinin 10 Kasim'i su sekilde gecmistir:
10 Kasim 1931 - M. Kemal Cankaya koskunde saat 16.30'da uyanmis, Marmara koskune gitmis ve geceyi orada gecirmistir.
10 Kasim 1932 - M. Kemal 14.30'da uyandi. Mutad ziyaretleri kabul etti.
10 Kasim 1933 - Gazi, Cankaya koskunde 11.30'da uyandi, gununu istirahatle gecirdi. Mutad zevat disinda Fuat Bey'i kabul etti.
10 Kasim 1934 - Gazi Cankaya koskunde 15.00'de uyandi, gunu istirahatle gecirdi. Mutad zevat disinda Cevat Pasa'yi kabul etti.
10 Kasim 1935 - Gazi, Cankaya koskunde 16.30'da uyandi, 17.30'da otomobille ciftlige gitti.
10 Kasim 1936 - M. Kemal Cankaya koskunde saat 17.00'de uyandi. Bir yere cikmadi. Mutad zevati kabul etti ve saat 20.00'de yatti.
10 Kasim 1937 - Gazi, Cankaya koskunde saat 17.00'de uyandi, burolarinda calisti.
10 Kasim 1938 - ... Nobetci yaveri Celal Tolga, o gun yalnizca "Ataturk" demis daha sonra noktalar koymus. Ve aci haber yuregini o kadar daglamis olmali ki, dili tutulmus ve kalemi taslasmis!.
Yukaridaki bilgiler T.C Cumhurbaskanligi "Ataturk"un Nobet Defteri'nden aynen alinmistir.
Su son sekiz seneyi bir daha okuyun.
Ayyas Kemal'in gece ne zaman yattigi resmen yazilmamis veya sebebine binaen cekinilmistir ?.
Bir adam ogle sonrasi saat 5'de uyaniyorsa bu neye alamettir?
M. Kemal'in izinde
oldugunu soyleyen kemalistler, bu resmi bilgiye nasil bakmaktadir?
Cankaya'da milletin parasini harcayarak hazirladigi icki ve fuhus alemleriyle
devleti nasil idare etmisler bir gorun!
Osmanli sultanlarini zevk-u sefaya dusmekle itham eden pis kemalistler, yukaridaki utanc tablosuna nasil cevap vereceklerdir?
Geceyi icki masalarinda gunduzu de uyku yataklarinda geciren bir devlet reisinin neresi ornek alinir ki?!.
Her neyse, biz yine 10 Kasim 1938'e donelim.
Firavun, Kizil Deniz'de azgin dalgalar arasinda feci sekilde can verdi. Son andaki iman etme tesebbusu de pek ise yaramadi. Ebediyyen cehennemlik oldu. Bunca melanet ve fesadi isleyen M. Kemal'in olum gunleri ve olum ani ibret vericidir. Ilahi azab onu oyle kiskivrak yakaladi ki, onun yaninda hazir bulunan doktor ve yaverler dahi korku ve dehsete kapildilar. Vucudunun etleri, kafasinin saclari tek tek dokulurken, Azrail (a.s.) ona cehennem cukurlarini gostermeye baslamisti. Gidecegi menzili goren Firavun M. Kemal, sekerat'ul-mevtin acilari icinde inlemekte ve feryad etmektedir. Feryad ve inlemeler Istanbul halkina kadar ulasmis. Hatta: "Ataturk'un olum inlemeleri, feryatlari cok yukselmis,
Harbiye Okulu bando takimi devamli olarak Dolmabahce Sarayi'nin bahcesinde konser vermekle mesgulmus" sayiasi dolasmaya baslamis.
M. Kemal'in cirpinislarini goren doktorlar, teskin edici igne vurmalarina ragmen cok siddetli olan ilahi azap, onu cehennemi suzgeclerden geciriyordu.
Besiktas Yahya Efendi Dergahi seyhlerinden �mer Efendi'nin naklettigine gore M. Kemal'in ruhu cikmadan once agzindan necaset(diski, pislik) cikmistir.
Telasa dusen doktorlar, sagda solda bulduklari pamuk, sargi bezi ve bazi pacavralari M. Kemal'in agzina tikamakla Firavun'un firavunca olumunu ortbas etmeye calismislardir.
Bati takvimine gore 10 Kasim 1938'in ilk saatlerinde - ki muhtemelen 2- 3 arasindadir - M. Kemal.in hicbir hayat izi tasimadigi doktorlar tarafindan musahade edilmis ve �l�m� resmen onaylanmistir. T.C resmi tarihinin bize verdigi 9.05 saati tamamen uydurmadir.
Devlet dairelerinin, okullarin sabah acilisi goz onune alinarak onceden kararlastirilmis bir saattir. Yoksa kimi gece saat 3'de kaldirip saygi durusuna cagirabilirler? Uykunun en tatli oldugu bir vakitte M. Kemal icin milleti ayaklandirmanin, kemalist rejimin intihari olabilecegini hesaplayan generaller saat 9'u bes geceyi kanunlastirdilar. Kemalist rejimin herseyi palavra, bunu fazla g�rmemek lazim gelir herhalde!
Cenaze namazi kilindi mi?
Ortada les kaldi. Bu les hangi dinin vecibeleri uzerine muamele gorecekti? Lesin etrafindakileri saskinlik almisti. Korkunc bir pis koku Cernobil faciasi gibi etrafa yayilmaya baslamisti. Din-i Mubin-i Islam.in temeline 98 dinamit yerlestiren M. Kemal'in lesi, uzun sure ortada kaldi. Nihayet hiristiyanlik dini uzerine elbiseler giydirilerek alelacele yarim ton tunctan yapilmis bir tabuta tikildi. O d�nem Birinci Ordu Komutani olan Fahreddin Altay, ayni zamanda cenazenin kaldirilma gorevini ustlenmisti.
Fahreddin Altay, g�n boyunca Ankara'yi arayarak cenaze namazinin kilinip kilinmayacagi hususunda Ankara hukumetinden cevap bekliyordu. Gelen cevab da: "Yarin basbakan Celal Bayar ile genel sekreter Hasan Riza gelmektedir. Meseleyi onlarla gorusursunuz" deniliyordu.
Kafir-laik Ankara hukumetinin, M. Kemal lesinin cenaze namazi (!) konusunda dehsete kapildigi belliydi. Bir taraftan laiklik melaneti diger yandan halkin tepkisi. Istanbul�da toplanan devletin buyuk baslari; M. Kemal'in cenaze namazinin kilinmasi konusunda ihtilafa d�st�ler. Bir kismi laik olundugunu, bu yuzden cenaze namazinin dini bir toren oldugunu soyluyordu. �stelik atalari namazinin kilinmamasini istemisti. Durum cok gergindi. Halkin tepkisinden de korkuluyordu. Bir kismi bunun �rf ve adet haline geldigini, halka mal oldugunu soyluyor, kilinmasi konusunda israr ediyordu. Makbule'nin israri uzerine camide kilinmamasi sartiyla sarayin icinde "Tanri uludur!" seklinde kilinmasina karar verildi. Sarayin icinde 7-8 kisinin katilimiyla cenaze namazi (!) adi altinda bir
ayin yapildi ama bu kesinlikle Islam'a ait bir cenaze namazi degildi. Laiklere �zg� bir ayin yapildiktan sonra lesin icinde bulundugu tabut halkin ziyaretine sunuldu.
Hilafet sehri olan Istanbullu m�sl�manlar M. Kemal icin ne gozyasi doktuler ne de yas tuttular. Tabutun �n�nden, jandarma dipcigi zoruyla getirilmis bazi vatandaslar sembolik olarak gecmek zorunda kaldilar. Katafalkin �n�nden gecen bazi vatandaslarin aglamakli hali, T.C. tarihinin iddia ettigi gibi M. Kemal sevgisinden degildir, bilakis jandarma dipciginin agrisina tahammul edemeyen zorla getirtilen mazlumlarin, zulme isyan gozyaslaridir.
Anadolu halki hicbir zaman M. Kemal'i sevmedi, her firsatta lanet okudu. Delil mi istiyorsunuz; Anadolu ve Trakya topraklarimizi gezin, hangi baba kendi ogluna M. Kemal ismi vermis onu arastirin. Yok, bulamazsiniz! M. Kemal milletin kalbinde yer etmedi, mumyalandi, Firavun'un cesedi gibi tarihe ibret oldu!
Ibrahim Kumasci
Türk
Apr 23
2. iDDIA: ATAT�RK CASUS iDi ?
G i r i s
�ns�z
Asagidaki ciddi iddialari; Atat�rk�� koruma kanunlari ile yasaklama ve cezalandirma hicbir fayda getirmemistir. Bilakis bu suclamalar git-gide daha da artmis ve hatta bu kanunlar aksi tesirlerini de g�stermeye baslamislardir. Atat�rk�e karsi bir kinin varligindan da bahsetmek gercek disi da olmasa gerek. Bu demektir ki, bu yasaklama kanunlarinin derhal ortadan kaldirilmalari gerekir. Atat�rk�� koruma kanunlari adi altindaki kanunlar, cag disi kanunlardir ve hicbir kimse veya kurulus icin d�nya tarihinde b�yle bir sacma kanun yoktur. Hem Atat�rk��n bu gibi koruma kanunlarina da ihtiyaci yoktur. Hem yasaklarla ve cezalarla bir insan savunulamaz.
Cumhuriyetle ilgili olmayan bu saldirilarin sadece Atat�rk�e y�neltilmis oldugu da kesindir. Atat�rk�e yapilan bu saldirilarin, Cumhuriyete yapilan saldirilar olarak g�sterilmeleri de yanlistir.
Saldirilari ve bunlara verilen cevaplari ham olarak toplayip, sizlere sunmayi dogru buluyorum.
Bu arada Atat�rk�� savunma bilinc ve materyallerinden yoksun olan Atat�rkc�lerin terbiyesizce k�f�rlere bas vurduklarini tespit etmek beni de �zd�.
Eger Atat�rk�� savunabilecek bilgi ve yeteneginiz yoksa, k�f�rlere basvurarak, "Atat�rkc�ler cahil insanlardir" �n yargisinin olusmasini da desteklemeyiniz.
MiM
iddialar
iDDIA: ATAT�RK BiR iNGiLiZ CASUSU iDi ?
May 12
M Kemal'in ingiliz ajani olduguna dair deliller...
* * Mustafa Kemal'in ingiliz ajani olduguna dair m�him deliller... Dikkatle okuyunuz
(Umarim ingilizce biliyorsunuzdur, bilmiyorsaniz l�tfen yorum yapmayiniz...)
Ataturk, The Rebirth of a Nation,
Lord Kinross, 1965, sayfa: 141-142
In the large room on the first floor of his house in Shishli the three friends talked and plotted to find a way out for their country. They formed in effect a secret revolutionary committee, whose aim was to force the resignation of the Government, to form a new one, if necessary to dethrone the Sultan. But one at least of their conferedates found Kemal too extreme. He feared the risk involved and the committee was disbanded. Maybe, after all, revolution was not the answer, for any attempt at it would immediately be suppressed by the Allies.
Perhaps, it occurred to Kemal, something could be achieved through the Allies themselves. With his compelling presence and his immaculate uniform, emblazoned with medals and with the insignia of an ADC to the Sultan, he was already a conspicuous figure in the Pera Palace Hotel, its mock-Oriental marble halls now teeming with officers in the occupying forces and in the Inter-Allied High Commission. He attracted their curiosity as soon as it became known that he was the hero of the Dardanelles. At first he chose to keep his distance.
But now he began to see that some contact with the Allies might serve his designs. They were, after all, in virtual control of the country. The French had landed in Alexandretta and were pressing forward into Cilicia. The Italians were about to land at Adalia, thence likewise to penetrate inland. The British had control officers scattered over Turkey from Thrace to the Caucasus, supervising demobilization and disarmament. The Sultan was in power, and unlikely to give Kemal a post of any consequence in the dwindling Turkish army. For what he sought -and this was just such a national resurgence as Curzon feared- any position of authority was better than none. Might he not obtain some post from the Allies themselves - preferably the British, who had no ultimate territorial designs on the country? Power obtained under their auspices, now that they had come, might well be turned into other and more patriotic channels once they had gone.
Deciding to sound them out indirectly, he chose as intermediary a British correspondent of repute, G. Ward Price, of the 'Daily Mail'. Through the manager of the Pera Palace Hotel, he sent the correspondent an invitation to take coffee with him. After consulting the responsible colonel in the Intelligence Branch of the General Staff, Mr Ward Price accepted. He found Kemal not in uniform but in a frock-coat and fez. He struck him as handsome and virile, restrained in gestures, quiet and deliberate in voice. He was accompanied by his friend Refet.
Kemal confessed to him that his country had joined the wrong side in the war. The Turks should never have quarrelled with the British. They had done so as a result of Enver's pressure. They had lost - and now they must pay heavily. Anatolia was to be divided. Kemal was anxious that the French should be kept out of the country. A British administration would be less unpopular.
'If the British,' he said, 'are going to assume the responsibility for Anatolia, they will need the co-operation of experienced Turkish governors to work under them. What I want to know is the proper quarter to which I can offer my services in that capacity.'
Ward Price gave the staff colonel an account of the interview. He dismissed it as unimportant, remarking, 'There will be a lot of these Turkish generals looking for jobs before long.'
*****
Istiklal Harbimizin Esaslari,
Kazim Karabekir, Timaþ Yayinlari, 1991, sayfa: 238-239
Harekete gecelim, gecmeyiniz m�nakasasi b�y�k bir dosya teskil eder. Bunlarin en m�himi 12/Nisan tarihli Mustafa Kemal Pasa'nin Sifresinin 2. ve 3. maddelerinde g�r�l�r: (dikkatle okuyunuz lutfen)
" 2- Ermenistan'a taarruz hareketimizi Itilaf devletleri ve Amerika harp ilaný kabul edecek ve ihtimal ki memleketin Bati kisimlarindan ve b�y�k bir ihtimalle Trabzon'dan taarruza gececeklerdir. " ve 3. maddesi: " 3- Trabzon'a terk olunacak kuvvetin bir Ingiliz cikartmasina mukabele ve m�dafaa edememesi halinde b�t�n memleket dahilindeki teredd�d�n aleyhimize gelismesi akla geliyor. " m�talaalaridir.
Benim elimde Kolordu nami altinda eski 9. Ordunun iki Kolorduluk kuvveti vardi. Plan geregi bana daha iki Kolordu verilecek iken en yakin biri dahi verilmiyordu. Ben de itiraz etmiyordum, çünkü G�rc� Ordusunu Bolsevikler tuttugundan bana esit olan Ermeni Ordusunu birkac taarruzla harp dýþý edebilecegime kanaatim vardi. Bunu defalarca Mustafa Kemal Pasa'ya da anlatmitim. Ermeni ve G�rc� Ordulari Ingilizlerle de takviye edilmis bir halde iken kýþýn bile Kafkasya'ya taarruzu isteyen Mustafa Kemal Pasa'nin simdi önüme bir takim mahzurlar ymasnin sebebini anlamistim: O, Rawlinson'un bana yapti ve benim de Hey'et-i Temsiliye'ye bildirerek sakinilmasini istedigim Ingiliz'in, " Cumhuriyet teskil ederseniz yardim ederiz " vaadine inanarak B�y�k Millet Meclisi Baskanliginda Ankara'da kalip ic siyasi cepheden hal edecegini saniyordu.
Ibrahim
May 11.05
**********
ATAT�RK CASUSMUYDU ?
yahudi M.Kemal bir Ingiliz ajanidir
Jan 11
M Kemal'in ingiliz ajani olduguna dair(devami)
(Daha �nce de s�yledigim gibi: ingilizce bilmiyorsaniz l�tfen yorum yapmayiniz...)
The Sunday Times (London),
February 11, 1968, sayfa: 8
DIPLOMATIC HISTORY
------------------
Martin Gilbert
HOW OUR MAN DECLINED TO RULE TURKEY (Dikkat edin, ingiliz gazete m. kemal'den "adamimiz" diye s�z ediyor)
In November 1938 Kemal Ataturk, President of Turkey, lay dying. During the 15 years of his stern dictatorship, he had dragged a reluctant Turkey forcibly into the 20th century. He had outlawed the fez and the veil. He had broken the powers of Islam. He had introduced the Latin alphabet.
Now, on his deathbed, Ataturk feared it would be impossible to find a successor able to continue his work. He summoned Sir Percy Loraine, the British Ambassador, to the presidential palace in Istanbul. What passed between them has remained secret for nearly 30 years. It is revealed for the first time by Piers Dixon, in his life of his father, Sir Pierson Dixon ("Double Diploma," to be published by Hutchinson this week). Among Pierson Dixon's papers was a telegram from Percy Loraine to the Foreign Secretary, Lord Halifax. In what is surely one of the strangest of all documents of recent British history, Loraine recounts his bizarre interview with the dying dictator:
" On my arrival . . . I found His Excellency propped up by pillows with two doctors and two nurses in attendance. . . . On my entry the President dismissed the doctors and the nurses, telling them curtly that he would ring if he required anything . . .
His Excellency then spoke to me slowly but carefully. He said that he had sent for me because, while he wished in no way to place me in an unfair position, he had an urgent request to make of me to which he hoped I would return a straight reply.
I would, no doubt recall the many interviews that I had had with him in the past. This might well be the last. In the course of a long and adventurous career, he had made and lost many friends and had taken and discarded much advice. My friendship and my advice was the one which he valued most because it had been the most consistent. It was for this reason that on various occasions . . . he had consulted me as freely as though I had been a Turkish Cabinet Minister myself.
It was his prerogative as President of the Republic to nominate a successor before his demise. His most earnest wish was that I should succeed him as President, and for this reason he wished to know what my reactions would be to this proposal.
After some minutes of silent reaction I told His Excellency in reply that I was quite unable to formulate any words which adequately expressed my feelings. Indeed, I was at that moment more deeply moved than I could ever remember being at any other time in my career.
By his proposal His Excelleny had paid a unique compliment not only to me personally but also to the foreign policy of His Majesty's Government. . . . His Excellency would realise that I had spent the greater part of my life in the service of H M [His Majesty's, HD]. . . . I hoped that I might have many years of such service still in front of me. His Excellency had asked for a straight answer and I would give him that answer. I gravely doubted whether my best qualities lay in the administrative sphere. The responsibilities of a President of the Turkish Republic were vastly different from those of a British Ambassador and I felt that my abilities and experience were best employed by continuing in the latter capacity. . . . I must therefore regretfully but firmly decline.
When I had finished speaking the President showed signs of great emotion. He sank back on the pillows and rang for his nurses, who administered a restorative.
When he was able to speak again His Excellency informed me he fully understood the reasons which had influenced my decison; he was good enough to say that, though bitterly disappointed, it was in a sense the reply he would have expected from me. He would therefore nominate Ismet Inonu in my place.
Ataturk then raised himself on his elbows and grasped my hand. He thanked me for what I had done for the furtherance of Anglo-Turkish friendship and then sank back in an unconscious state. I accordingly deemed it best to withdraw.
I shall be most grateful if I can receive from your Lordship a message of approval of the action which I have taken.
Please inform the King. "
*****
Double Diploma: The Life of Sir Pierson Dixon, Don and Diplomat
by Piers Dixon, 1968, Hutchinson of London, sayfa: 42-44.
Epilogue
Dixon's papers contain a curious account - a telegram from Loraine apparently to Halifax - describing events in Turkey nine months later.
10th November 1938
Yesterday evening I was summoned to go down to Istanbul to the President's bedside. Though I was in the middle of dinner when the message was received I naturally obeyed the summons immediately and left just in time to catch the night train.
On my arrival this morning at the Dolmabagce Palace I found His Excellency propped up by pillows with two doctors and two nurses in attendance. He looked altogether stronger than might have been expected, although his lungs and his kidneys were evidently causing him considerable discomfort. On my entry the President dismissed the doctors and the nurses, telling them curtly that he would ring if he required anything.
After they had withdrawn His Excellency then spoke to me slowly but carefully. He said that he had sent for me because, while he wished in no way to place me in an unfair position, he had an urgent request to make of me to which he hoped I would return a straight reply, I would no doubt recall the many interviews that I had had with him in the past. This might well be the last. In the course of a long and adventurous career, he had made and lost many friends and had taken and discarded much advice. My friendship and my advice was the one which he valued most because it had been the most consistent. It was for this reason that on various occasions, notably over the Alexandretta dispute, he had consulted me as freely as though I had been a Turkish Cabinet Minister myself. It was his prerogative as President of the Republic to nominate a successor before his demise. His most earnest wish was that I should succeed him as President, and for this reason he wished to know what my reactions would be to this proposal.
After some minutes of silent reaction I told His Excellency in reply that I was quite unable to formulate any words which adequately expressed my feelings. Indeed, I was at that moment more deeply moved than I could ever remember being at any other time in my career. By his proposal His Excelleny had paid a unique compliment not only to me personally, but also to the foreign policy of His Majesty's Government, which I had always endeavoured faithfully to interpret and to further in my capacity as His Majesty's Representative in Turkey. His Excellency would realise that I had spent the greater part of my life in the service of His Majesty's Government, not, I thought, altogether unsuccessfully. I reminded him that when I had been in England in the summer Your Lordship had been most generous in addressing some kind words of appreciation to me in regard to the manner in which I had executed the policy of His Majesty's Government in His Excellency's country. I hoped that I might have many years of such service still in front of me. His Excellency had asked for a straight answer, and I would give him that answer. I gravely doubted whether my best qualities lay in the administrative sphere. The responsibilities of a President of the Turkish Republic were vastly different from those of a British Ambassador and I felt that my abilities and experience were best employed by continuing in the latter capacity.
My duties in this respect were primarily towards my own country, a point of view which so strong a patriot as himself would be the first to appreciate. Were I to accept the suggestion that he should nominate me as his successor, it would create a most dangerous precedent... I must therefore regretfully but firmly decline.
When I had finished speaking the President showed signs of great emotion. He sank back on the pillows and rang for his nurses, who administered a restorative. When he was able to speak again, His Excellency informed me that he fully understood the reasons which had influenced my decison; he was good enough to say that, though bitterly disappointed, it was in a sense the reply which he would have expected from me. He would therefore nominate Ismet Inonu in my place.
Ataturk then raised himself on his elbows and grasped my hand. He thanked me for what I had done for the furtherance of Anglo-Turkish friendship and then sank back again in an unconscious state. I accordingly deemed it best to withdraw.
I have ventured to send this brief account to Your Lordship because what passed between Mustapha Kemal and myself as described in this telegram is, so far as I am aware, unique in the annals of British diplomacy. I desire to place on record my appreciation of this great compliment that has been paid to me.
I shall be most grateful if I can receive from Your Lordship a message of approval of the action which I have taken.
Please inform the King
yahudi M.Kemal bir Ingiliz ajanýdýr
Jan 11.05
M Kemal'in ingiliz ajani olduguna dair deliller...
* * Mustafa Kemal'in ingiliz ajani olduguna dair m�him deliller... Dikkatle okuyunuz
(Umarim ingilizce biliyorsunuzdur, bilmiyorsaniz l�tfen yorum yapmayiniz...)
Ataturk, The Rebirth of a Nation,
Lord Kinross, 1965, sayfa: 141-142
In the large room on the first floor of his house in Shishli the three friends talked and plotted to find a way out for their country. They formed in effect a secret revolutionary committee, whose aim was to force the resignation of the Government, to form a new one, if necessary to dethrone the Sultan. But one at least of their conferedates found Kemal too extreme. He feared the risk involved and the committee was disbanded. Maybe, after all, revolution was not the answer, for any attempt at it would immediately be suppressed by the Allies.
Perhaps, it occurred to Kemal, something could be achieved through the Allies themselves. With his compelling presence and his immaculate uniform, emblazoned with medals and with the insignia of an ADC to the Sultan, he was already a conspicuous figure in the Pera Palace Hotel, its mock-Oriental marble halls now teeming with officers in the occupying forces and in the Inter-Allied High Commission. He attracted their curiosity as soon as it became known that he was the hero of the Dardanelles. At first he chose to keep his distance.
But now he began to see that some contact with the Allies might serve his designs. They were, after all, in virtual control of the country. The French had landed in Alexandretta and were pressing forward into Cilicia. The Italians were about to land at Adalia, thence likewise to penetrate inland. The British had control officers scattered over Turkey from Thrace to the Caucasus, supervising demobilization and disarmament. The Sultan was in power, and unlikely to give Kemal a post of any consequence in the dwindling Turkish army. For what he sought -and this was just such a national resurgence as Curzon feared- any position of authority was better than none. Might he not obtain some post from the Allies themselves - preferably the British, who had no ultimate territorial designs on the country? Power obtained under their auspices, now that they had come, might well be turned into other and more patriotic channels once they had gone.
Deciding to sound them out indirectly, he chose as intermediary a British correspondent of repute, G. Ward Price, of the 'Daily Mail'. Through the manager of the Pera Palace Hotel, he sent the correspondent an invitation to take coffee with him. After consulting the responsible colonel in the Intelligence Branch of the General Staff, Mr Ward Price accepted. He found Kemal not in uniform but in a frock-coat and fez. He struck him as handsome and virile, restrained in gestures, quiet and deliberate in voice. He was accompanied by his friend Refet.
Kemal confessed to him that his country had joined the wrong side in the war. The Turks should never have quarrelled with the British. They had done so as a result of Enver's pressure. They had lost - and now they must pay heavily. Anatolia was to be divided. Kemal was anxious that the French should be kept out of the country. A British administration would be less unpopular.
'If the British,' he said, 'are going to assume the responsibility for Anatolia, they will need the co-operation of experienced Turkish governors to work under them. What I want to know is the proper quarter to which I can offer my services in that capacity.'
Ward Price gave the staff colonel an account of the interview. He dismissed it as unimportant, remarking, 'There will be a lot of these Turkish generals looking for jobs before long.'
Istiklal Harbimizin Esaslarý,
Kazým Karabekir, Timaþ Yayinlari, 1991, sayfa: 238-239
Harekete gecelim, gecmeyiniz m�nakaas byik bir dosya teskil eder. Bunlarin en m�himi 12/Nisan tarihli Mustafa Kemal Pasa'nin Sifresinin 2. ve 3. maddelerinde g�r�l�r: (dikkatle okuyunuz lutfen)
" 2- Ermenistan'a taarruz hareketimizi Itilaf devletleri ve Amerika harp ilani kabul edecek ve ihtimal ki memleketin Bati kisimlarindan ve b�y�k bir ihtimalle Trabzon'dan taarruza gececeklerdir. " ve 3. maddesi: " 3- Trabzon'a terk olunacak kuvvetin bir Ingiliz Cikartmasina mukabele ve m�dafaa edememesi halinde b�t�n memleket dahilindeki teredd�d�n aleyhimize gelismesi akla geliyor. " m�talaalaridir.
Benim elimde Kolordu nami altinda eski 9. Ordunun iki Kolorduluk kuvveti vardi. Plan geregi bana daha iki Kolordu verilecek iken en yakýn biri dahi verilmiyordu. Ben de itiraz etmiyordum, çünkü G�rc� Ordusunu Bolsevikler tuttugundan bana esit olan Ermeni Ordusunu birkac taarruzla harp disi edebilecegime kanaatim vardi. Bunu defalarca Mustafa Kemal Pasa'ya da anlatmistim. Ermeni ve G�rc� Ordulari Ingilizlerle de takviye edilmis bir halde iken kýþýn bile Kafkasya'ya taarruzu isteyen Mustafa Kemal Pasa'nin simdi önüme bir takim mahzurlar ymasnn sebebini anlamistim: O, Rawlinson'un bana yaptigi ve benim de Hey'et-i Temsiliye'ye bildirerek sakinilmasini istedigim Ingiliz'in, " Cumhuriyet teskil ederseniz yardim ederiz " vaadine inanarak B�y�k Millet Meclisi Baskanliginda Ankara'da kalip isi siyasi cepheden hal edecegini saniyordu.
yahudi M.Kemal bir Ingiliz ajanidir
Jan 11.05
Asagidaki yazinin eksik kismi...
** Asagida Ahmet Kabakli�nin yorumu nedense cikmamis, onu tekrar as yorum buraya... Bu yazilari birkac defa dikkatlice okuyun...
"Bati'ya kalkan tren" hizini almisti.
"Hilafet'in kaldirilmasina dýþtan ve içten akisler" derleyen Ahmet Kabakli, T�rk Edebiyati'nin Nisan sayisinda bu konuya oldukca genis yer ayiriyor. Ikbal gibi Islam sairleri o zaman Mustafa Kemal'i "M�cahid-i Islam" olarak selamliyordu. Sonra "Eyvah" i yazacakti ama olan olacakti bu arada.
Kabakli'nin bu derlemesini �zet olarak buraya aktariyorum:
" T�rklerin hilafeti ansizuin ve beklenmeyen bir tarzda kaldirmalari basta Ingilizler olmak �zere b�t�n Bati'dan alkýþ toplamistir. Bu bakimdan Mustafa Kemal Pasa' ya y�neltilen pek cok �vg�ler arasinda General Sheiril Mustafa Kemal Pasa'yi ünlü Protestan reformcu Martin Luther'e benzetmektedir. "
Ingiliz yazari Ph. Gravet "Saltanat ve Hilafet'in kaldirilmasini T�rkiye'yi bir Avrupa devleti haline getirmek isteyen devrimci degisikliklerin ilki" olarak yorumluyor.
Hind m�sl�manlari ve Avrupa m�sl�manlari Hilafetin kaldirilmasi karsisinda hayal kirikliklarini ifade ederlerken "Briton and Turk, London 1941"de þu görüþler yer almaktaydi: "Türk Cumhuriyetcileri, m�sl�man uyruklari olan herhangi bir gayrim�slim devlet isin (Ingiltere gibi) her zaman g�cçl�kler cikartacak bir kurumu (Hilafeti) ortadan kaldirmakla Britanya Imparatorlugu'na olaganst� bir iyilik yapmistir."
Posted By: yahudi M.Kemal bir Ingiliz ajanidir
Jan 10.05
M�sl�man T�rk milletine oynanan en b�y�k oyun...
British Foreign Minister (1924, March 3rd) :
"We must put an end to anything which brings about any Islamic unity between the sons of Muslims. As we have succeeded in finishing off the Khilafah so we must ensure that there will never arise unity for the Muslims whether it be intellectual or cultural unity."
-The Islamic State, Taqiuddin An-Nabbahani, Al-Khilafah Publications-
16. iDDIA: ATAT�RK��N ANNE ve BABASI KiM ?
G i r i s
�ns�z
Asagidaki ciddi iddialari; Atatürk´ü koruma kanunlari ile yasaklama ve cezalandirma hicbir fayda getirmemistir. Bilakis bu suclamalar git-gide daha da artmis ve hatta bu kanunlar aksi tesirlerini de göstermeye baslamislardir. Atatürk´e karsi bir kinin varligindan da bahsetmek gercek disi da olmasa gerek. Bu demektir ki, bu yasaklama kanunlarinin derhal ortadan kaldirilmalari gerekir. Atatürk´ü koruma kanunlari adi altindaki kanunlar, cag disi kanunlardir ve hicbir kimse veya kurulus icin dünya tarihinde böyle bir sacma kanun yoktur. Hem Atatürk´ün bu gibi koruma kanunlarina da ihtiyaci yoktur. Hem yasaklarla ve cezalarla bir insan savunulamaz.
Cumhuriyetle ilgili olmayan bu saldirilarin sadece Atatürk´e yöneltilmis oldugu da kesindir. Atatürk´e yapilan bu saldirilarin, Cumhuriyete yapilan saldirilar olarak gösterilmeleri de yanlistir.
Saldirilari ve bunlara verilen cevaplari ham olarak toplayip, sizlere sunmayi dogru buluyorum.
Bu arada Atatürk´ü savunma bilinc ve materyallerinden yoksun olan Atatürkcülerin terbiyesizce küfürlere bas vurduklarini tespit etmek beni de üzdü.
Eger Atatürk´ü savunabilecek bilgi ve yeteneginiz yoksa, küfürlere basvurarak, "Atatürkcüler cahil insanlardir" ön yargisinin olusmasini da desteklemeyiniz.
MiM
iddialar
ATATÜRK ve BABASI
sabetay-sevi.com
May 23.05
GiZLENEN TARiH...
Mustafa Kemal: "Ben de babamý tanýmýyorum ya !"
Selanikli Kemal yalnizca kendi ismini deðiþtirmiyor, çevresindekilerin de isimlerini deðiþtiriyordu. Örneðin Mustafa olan ismini kullanmýyordu. Öte yandan Dolmabahçe Sarayý’ndaki Cemaleddin isimli bir hizmetçinin ismini "Çelebi" olarak deðiþtirmiþti. Cemal Granda isimli bu hizmetçi, kendi hatýrasýnda isminin Cemaleddin olduðunu söylediðinde M. Kemal’in müthiþ þekilde öfkelendiðini þöyle anlatýyor :
Atatürk, "Bu Cemaleddin ismini kim koydu sana ?" diye sordu. Artýk adam akilli korkmaða baþlamiþtim. "Babam" diye cevap verdim. "Öyle ise baban ne adammýþ senin?" diye sertçe çýkýþtý. Bunun üzerine, "Ben babamý tanýmýyorum!" deyince yüzü daha da sertleþti.
-Babamý tanimýyorum ne demek? Sen babasýz mý doðdun? Baban yok mu senin?
-Ben dokuz aylýkken babam ölmüþ!
Atatürk üzüldüðümü yüzümden okumuþ olacak ki, birden sesini yumuþattý, "Ananý tanýyorsun ya yeter!" dedi. Ve biraz durduktan sonra ekledi: "Ben de babamý tanýmýyorum ya!" (Atatürk’ün �?stanbul’daki Hayatý, Niyazi Ahmed Banoðlu, c. 2, sf. 387)
M. Kemal’in hizmetinde bulunan Cemal Granda, daha sonra yine kendisinin kaleme aldýðý hatýrasýnda, M. Kemal’in ismi üzerinde durmaktan vazgeçmediðini naklederek þöyle diyor:
"Atatürk tekrar beni çaðýrdý. Yemek isteyecek sanýyordum. Fakat onun aklý hep benim ismimdeymiþ: 'Ulan bu ismi sen mi koydun, baban mý?' diye bar bar baðýrmaða baþladý. Çok korkmaða baþlamýþtým. Benim korktuðumu görünce daha fazla baðýrýyordu. Artýk elim ayaðým titremeðe baþlamýþtý. Ayakta duracak halim yoktu. Belki daha fazla kýzar da dövülürüm diye gözünden uzaklaþmaða karar verdim. Saat üçe doðru sofrayý býrakarak yatmaða gittim. O gece sabaha dek gözüme uyku tutmadý. Yattýðým yerde dua ediyordum. Kâbusla karýþýk korkulu rüyalar gördüm. Yavaþ yavaþ geldiðime piþman bile olmaða baþlamýþtým. Bu isim de baþýma iþ açýyordu galiba... Nereden bulmuþlardý bu 'Cemal'i de bana takmýþlardý?" (A.g.e.)
Cemal Granda daha sonra M. Kemal’in adýný "Çelebi" þeklinde çevirdiðini ve o andan itibaren bir daha ismi üzerinde durulmadýðýný anlatýyor... (Yakýn Tarih Ansiklopedisi)
sabetay-sevi.com
May 23.05
Mustafa Kemal'in babasý belli deðil...
SELAN�?K ASL�?YE HUKUK MAHKEMES�?
ilâm karar numarasý: Adet/451
Abduþ'un ölümünden sonra Zübeyde Abduþ'un karýsý olduðunu ve oðlu da Abduþ'un oðlu olduðu iddiasý ile açmýþ olduðu miras davasýnda Abduþ'un kardeþleri, mahkemeye vermiþ olduklarý iddianâmede Zübeyde'nin Abduþ'un karýsý olmadýðýný ve umumhâneden (genelevinden) odalýk aldýðýný ve oðlu Mustafa iki yaþýnda kucaðýnda olduðunu ve Abduþ'un bilaveled öldüðünü iddialarý ile keyfiyetin umumhâneden sorulmasýný talepleri üzerine umumhâneye yazýlan tezkerin cevabýnda, "Zübeyde'nin oðlu ile beraber 19 Haziran 1297'de umumhânemize dühul edip, Yeniþehir'li Abduþ isminde bir kabadayý ile anlaþýp 11 Nisan 1298'de umumhânemizden hüruc etmiþtir (çýkmýþtýr)!". Bu yazýya istinaden Zübeyde'nin davasýnýn reddine karar verilmiþtir.
22 Kanunî-Evvel 1298, 20 kuruþluk pul, Hakim Aza Aza, Selanik Asliye Hukuk Mahkemesi, Mühür Mühür Mühür
�?ftira �?se o Halde �?spat Edin !
Laik T.C.´nin kurucusu, �?slam áleminin parçalayýcýsý, memleketi bir uçtan diðer uca kadar mahveden, kadýnlarý iffetsizleþtiren, kýsacasý Anadolu´da her türlü pis iþlerin ve mürtedliðin baþlatýcýsý M.Kemal hakkýnda bir belgenin ortaya çýkmasýndan sonra, kemalistler ne yapacaklarýný hangi dala sarýlacaklarýný þaþýrdýlar.
Ortaya çýkan bu belgede, M. Kemal´in bir piç (babasi mechul) olduðu ve annesinin genelevden çýkarýldýðý yer alýyordu. Üstelik bu belge, sýradan bir belge olmayýp bir mahkeme kararýydý.
Kemalistler ve onlarýn uþaklarý basýn, hemen bu belgeye, araþtýrma yapmadan sahte, uydurma damgasýný vurdular. Ata(!)larýna büyük bir iftira atýldýðýný feryad ederek söylemeye baþladýlar. Elbette bu gazeteler ve kemalistler atalarýný savunacaklardýr. Bu savunmayý yapmak mecburiyetinde olan gazetelerden birisi de, birinci sayfasýnda devamlý olarak atalarýnýn kopuk kellesini yayýnlayan ve atalarý gibi mason olan Hürriyet gazetesiydi.
Hürriyet, doðru yazma cesareti olmayan ve gerçekleri aksettiremeyen, müslümanlara yalan ve iftira atma sevdalýsý olan bir gazetedir. Bu gazete 22 Ocak 1990 tarihli Avrupa baskýsýnda M. Kemal´in piç olmadýðýný isbatlamak için çeþitli demogojilere girip þöyle diyor:
"... Karar tutanaðýný inceleyen din bilginleri..., metnin yer aldýðý kaðýdýn renginin bozulmamasý ve yazýnýn hasar görmemesinin..." Haberi okumak için týklayýn
�?nsanýn aklýna bu yazýyý okuyunca ister istemez þu soru geliyor: Böyle bir belge neden din bilginlerine inceletiliyor? Böyle bir karar niçin din bilginlerini ilgilendiriyor? Tabii ki Hürriyet, yalanýný pekiþtirmek amacýyla "din bilginleri" tabirini kullanýyor. Çünkü müslüman halký avutmak ve kandýrmak için din tabirini kullanmasý gerekiyor. Kaðýdýn yýpranmýþ olup olmamasýna gelince, herhalde din bilginleri bu konuda karar verecek deðildir. Hürriyet böyle bir yalaný nereden çýkarýyor? Bu konu üzerine ayrý bir inceleme yapýlýr. Eðer tarihi eserlerin incelemesini din adamlarý yapýyorsa arkeolojik kazýlara da din adamlarýný götürsünler. Müslüman milleti bu kadar enayi mi zannediyor Hürriyet? Hürriyet´in ne kadar yalancý olduðunu ve bu haberi yalan yanlýþ atalarýný kurtarmak için yazdýklarýný anlamak güç bir mesele olmasa gerek.
Belgenin küpürünü yayýnlayan adý geçen gazete, altýnda þu açýklamayý yapýyor: "...Sahte ve Arapça olarak kaleme alýnan bu belgenin..."
Burada büyük bir hataya düþüyor gazete. Çünkü o yazý (belge) Arapça deðil, Osmanlýcadýr. Belgenin Arapça mý, Osmanýca mý olduðunu tesbit edemeyenler, kalkýyor sahteliðini isbat etmeye çalýþýyor. Heyhat!..
Tabii bu arada din bilginleri de suya düþüyor. Bunlar nasýl din bilgini ki, bir belgenin Arapça mý, Osmanlýca mý olduðunu anlayamýyorlar? Hayret!..
Hürriyet´in yalaný böylece kendiliðinden ortaya çýkýyor. Zaten kimsenin inandýðý da yok ya!
Önemli ve herkesin bilmesi gereken bir konu da; bir þey iftira ise onun iftira olduðu delilleriyle isbat edilir, gerçekler ortaya çýkarýlýr, iþte o zaman onun iftira olduðu ortaya çýkar. Ama gelin görün ki, kemalistler böyle bir þeye yanaþmýyorlar ve yanaþamazlar da.
M. Kemal´in babasýz olduðunu ilk kez (etrafta böyle bir mevzu dolaþsa bile) cesaretle ortaya koyan ÜMMET Gazetesidir. Ümmet Yayýnlarý yayýnladýðý kitabýn 13. Sayfasýnda:
"Bütün bunlara raðmen muhakkýk ve müdekkikler, tarihçiler, ilgililer araþtýrmalarýný yapsýnlar, sorsunlar, soruþtursular, sahte ve yanlýþ bilgi ve belgeler varsa müdellel bir þekilde ortaya koysunlar. Ümmet Gazetesi ve yazarlarý bundan memnun olur, kendilerine teþekkür ederler. Çünkü, gaye ve maksat, þahýs ve þahsiyet deðil, hakikatlarýn tam ve aslýna uygun olarak yeni nesillere intikal ettirilmesidir," demiþtir.
Ümmet Gazetesi bu konuyu net bir þekilde ortaya koymuþ ve tersini iddia edenlerin konuyu açýklýða kavuþturmasýný istemiþtir. Ama bunu yapacak cesaret nerede kemalistlerde?
M. Kemal´in babasýný ve soyunu merak edenler çoktur. "Atatürk´ün soy kütüðü üzerine bir çalýþma" adlý kitapta þunlar geçiyor:
"Türk çocuðu, Atatürk´ü daha ziyade inkilaplarý ve olaylarý yaratan insanýn kiþiliðini, karekterini, hayatýnýn özelliklerini öðrenmek arzusundadýr. Türk çocuðu, bu bilgi susuzluðunu gidermek için adeta çýrpýnmaktadýr. Bu sorularýn cevabýný verebilecek kaynaðý da bulamamaktadýr." (1)
Görüldüðü gibi Kemalistler dahi M. Kemal´in soyu hakkýnda kesin bir bilgiye sahip deðillerdir. Bunu kendileri bile itiraf etme mecburiyetinde kalmýþlardýr: "Atatürk´ün doðduðu Selanik´teki Osmanlý Nüfus-Tapu ve öteki resmi kayýtlarýn Balkan savaþýndan sonra Yunanlýlarca ele geçirilip akibetinin ne olduðunun bilinmemesidir." (2)
Kemalistlerin dayanaðý ve tutunacak dallarý yoktur. Kendi hazýrladýklarý kitaplarda, broþürlerde açýklar vermekte ve bir çýkmaza girmektedirler. Ata(!)larýnýn doðum tarihi hakkýnda bile kesin bilgileri yoktur. M. Kemal´in yakýn arkadaþý ve özel doktoru, Rýza Nur, onun babasýz olduðunu bir çok kaynaklara dayanarak belirtmiþtir. Üstelik babasýnýn anýlmasýna tahammül gösteremediðini söylemiþtir. "M. kemal, babasýndan kendi bahsetmediði gibi diðer birinin bahsettiðini iþitirse ona düþman olur. Buna dair vukuat vardýr." (3)
Erreculüs-Sanem adlý eserde, M. Kemal´in soyu hakkýnda þunlar yazýlmaktadýr:
' M. Kemal Paþa´nýn babasýnýn kim olduðunu ve hususi halini sordum. Bana Cafer Tayyar Paþa, M. Kemal için, "Evvel ezel böyledir, yani ayyaþtýr, sefihtir" demiþtir. Babasý kimdir, dediðim zaman muhtelif þey söylerler demiþti.' (4) Ayrýca M. Kemal hakkýnda, "Onun ezelden beri ayyaþlýðýný, sicilinin bozuk olduðunu bilmeyen yoktur," (5) denilmiþtir.
Bu gerçeklerden sonra Kemalistlerin teslim olmaktan baþka çareleri yoktur. Kendi hazýrladýklarý ve hazýrlattýklarý kitaplarda bile bu gerçeði itiraf etmek mecburiyetinde kalmýþlardýr.
Bir kýsým insanlar "Babasýnýn olmamasýnda onun ne suçu var?" diyebilirler. Bunlara cevap olarak deriz ki, bu adamýn babasý belli deðil, soyu hakkýnda bir þey bilinmiyor ve kalkýp bu adam milyonlarca mensubu olan bir millete ata(!) yapýlýyor.
Babasý belli olmayan þahýs bir milletin atasý olabilir mi?
�?kinci husus ise, resmi tarih neden yalan söylüyor?
Adamýn babasý belli deðil, T.C´nin tarih kitaplarý onun babasýnýn var olduðunu göstermek suretiyle yalan ve yanlýþ bilgi veriyorlar. Bunlarýn yazmýþ olduklarý kitaplara güvenmek mümkün mü? Üstelik gerçekleri yazan kitaplar yasaklanýyor ve bu kitaplarý okumak isteyen mazlum insanlar, zindana atýlmak suretiyle cezalandýrýlýyorlar.
Tarihçilerin ve basýnýn görevi tarihi hakikatlarý ve gerçekleri su yüzüne çýkartmaktýr. Neden bu gerçeklerin su yüzüne çýkmasýndan rahatsýz oluyor bu kemalistler ve uþaklarý ?
Kemalistlerin hazýrladýklarý planlarý, gizledikleri gerçekler artýk su yüzüne çýkmakta ve kemalistlerin oyunlarý, bir bir bozulmaktadýr. Yüce Allah(c.c.) bu konuda þöyle buyuruyor:
"Tuzak kurdular, Allah da tuzaklarýna karþýlýk verdi. Çünkü Allah (istese) herkesten daha iyi tuzak kurar." (6)
Kaynaklar:
(1) Atatürk´ün soy kütüðü üzerine bir çalýþma, Burhan Göksel, Kültür ve Turizm Bakanlýðý Yayýnlarý: 849, s. 3
(2) A.g.e., s.1
(3) Rýza Nur, Hayat ve Hatýratým, c. 3, s. 562
(4) Errecülüs-Sanem, s.471, 2 nolu vesika
(5) A.g.e., 5 nolu vesika
(6) Ali �?mran, 54
Bu belge, Türkiye´de çeþitli kitab ve gazetelerde yerini aldý:
"Deccaliyet ve Kemalizm" (Hüseyin Demirel, s.147) :
"ABDO�?" hikayesi: �?lk defa Yakýn Tarih Ansiklopedisinde Mustafa Kaplan imzasýyla neþredilen "Abdoþ Aða" ile ilgili yazýlar mahkemelerde dava konusu oldu. Bu belgelerde Atatürk´ün annesinin genelevden çýktýðý ve Atatürk´ün gayrimeþru olduðu ileri sürülüyordu. Hürriyet 21 Ocak 1990´da "Atatürk´ün gayrimeþru doðduðunu iddia eden.. çirkin tezgahýn belgeleri" baþlýðý altýnda bu meseleyi kamuoyuna duyurdu. Selanik´te bir mahkemenin verdiði kararýn metni Osmanlýca olarak gazetenin haberinde basýldý.
Bu metni bir memur Milli Eðitim Bakanlýðýnda fotokopi ile çoðaltýrken yakalanmýþtý. Mesele sonrada örtbas edildi. Burhan Bozgyik´in "Türkiye üzerine oynanan oyunlar" kitabýnda da bu belgenin tam metin Türkçe olarak basýldý. (Yeni Asya Gazetesi neþriyatý,1990, s.105)
Yazar´ýn Ümmet-i Muhammed gazetesinin 8. sayýsýnda (1988 senesinde) bu belgenin neþredildiðini nakletmemesinin iki sebebi olabilir :
1- Bu belgenin yayýna intikal ettiðinden haberdar olmamasý;
2- Türkiye´de Ümmet-i Muhammed gazetesinin yasak olmasý.
Bizim için ama önemli olan, bu belgenin artýk -yayýn hayatýnda- tartýþýlmaz bir yerinin olmasýdýr.
MUSTAFA KEMAL'�?N BABASI K�?M ?
Yukarýda metnini koyduðumuz ve latin harfleriyle de yazdýðýmýz "Selanik Asliye Hukuk Mahkemesi" baþlýðýný taþýyan yazý ile Dr. Rýza Nur'un "Hayat ve Hatýratým" adlý eserinin üçüncü cildinin 561. sayfasýndaki yazý ana hatlarýyla birbirini tutmakta ve teyid eder mahiyettedir. �?laveten þunu da söylemek gerekir: Fransýz nazýrlarýndan Hedyo Paris'te Türkiye üzerine verdiði ve "Conferencio" mecmuasýnda neþredildiði konuþmasýnda Mustafa Kemal'in babasýnýn meçhul olduðunu söylemiþtir. Ayrýca, Mustafa Kemal'in gayr-i meþru olarak dünyaya geldiði ve bu hususta Yunanistan'da bir mahkeme kararý bulunduðu, kendilerine itimad edilir zatlarý tarafýndan kulaktan kulaða söylenmekte ve dolaþmaktadýr. Bütün bunlara raðmen; muhakkik ve müdekkikler, tarihçiler, ilgililer araþtýrmalarýný yapsýnlar, sorsunlar, soruþtursunlar; sahte ve yanlýþ bilgi ve belgeler varsa müdellel bir þekilde ortaya koysunlar. "Ümmet" Gazetesi ve yazarlarý bundan memnun olur, kendilerine teþekkür ederler. Çünkü gaye ve maksat, þahýs ve þahsiyet deðil, hakikatlarýn ortaya çýkmasýdýr, tarihî hakikatlarýn tam ve aslýna uygun olarak yeni nesillere intikal edilmesidir.
Ayrýca þu husus da gözardý edilemez: 5816 sayýlý "Atatürk'ü Koruma Kanunu"nun arkasýnda yatan mana nedir? Bu kanunla neler getirilmek isteniyor? Dünyanýn neresinde görülmüþ böyle bir kanun? Gerçekleri gizlemek mümkün mü? "Mýzrak çuvala sýðmaz!" demiþ atalar!
Kemalistlerin gücü yetiyorsa mýzraðý çuvalda saklasýnlar!..
Gösterdikleri hassasiyet çok yanlýþtýr ve çok tehlikelidir. Onlarýn yapacaðý bir iþ var. O da, kaldýrsýnlar koruma kanunlarýný !...
Mustafa Kemal hakkýnda söylenenler ve yazýlanlar yanlýþ ise çatýr çatýr cevap verirler! Yoksa eðer doðru ise; o zaman kýzmasýnlar; gerçekler yazýlsýn da Ata(!)larýnýn kimliði, kim olduðu ve ne mal olduðu ortaya çýksýn!.. Bir Stalin'in, bir Mao'nun akibetinden ibret alsýnlar da akýllansýnlar!..
Bir gün gelecek, o çeþit kanunlar delinecektir. Hak ve hakikat bunlarý dile getirecektir. Tarih, muvakkat bir zaman susarsa da bir gün gelir ortaya çýkar, susturmak isteyenleri bir silindir gibi ezer geçer; kendilerini de, korumak istedikleri adamý da rezil ve kepaze eder. Hem de dünyanýn gözleri önünde!.. Kur'an öyle demiyor mu?
"... Yoksa siz, Kitab'ýn bir kýsmýna inanýp bir kýsmýný inkâr mý ediyorsunuz? Sizden bunu yapanýn cezasý dünya hayatýnda rezil olmaktan baþka nedir? Kýyamet gününde (onlar) azabýn en þiddetlisine atýlýrlar. Allah yaptýklarýnýzý bilmez deðildir." (Bakara, 85)
Bu, deðiþmez ilahî bir kanundur; her yerde ve her zaman hükmünü icra eder; Kemalist ordular, kemalist savcýlar, kemalist Prof.'lar, kemalist hocalar da bu ilahî kanun elinden Mustafa Kemal'i kurtaramazlar. Buna imkân ve ihtimal yoktur! Nitekim kurtaramýyorlar; adamýn þahsiyetsiz bir vatan haini, din, namus ve millet düþmaný olduðu ortaya çýkmakta, yazýlmakta ve çizilmektedir. Türkiye sýnýrlarý içinde olmasa bile dünya neþriyatýnda kendini göstermektedir. "Ümmet Gazetesi"nden bunlarý okumaktasýnýz ve okuyacaksýnýz. Avrupa memleketlerinde Mustafa Kemal'in bir �?ngiliz casusu olduðu, Türk-Yunan muharebesinin sadece bir muvazaa (anlaþmalý döðüþten) ibaret olduðu, Yunan askerlerinin �?zmir'e çýkýþlarýnýn, �?ngilizler'e Mustafa Kemal tarafýndan telkin ve ilham edildiði, bütün bunlarýn da Türkiye'yi mutlak surette �?slam dünyasýnýn liderliðinden tardetmek maksadýna mâtuf olarak planlandýðý anlatýlmakta, hatta bu kabil kitaplarý okuyanlar Türkiye'ye geldiklerinde eþ ve dostlarýna gizlice aktarmaktadýrlar.
Aradan elli-altmýþ senelik bir zaman geçmiþtir. �?nsaf ile kabul etmek gerekir ki, hakikatýn meydana çýkmasýna, ne suretle olursa olsun engel olmak ilâ-nihâye sürüp gidemez. Dün kendisine aðýz dolusu hakaret ve iftira edilen Sultan Abdülhamid, bugün "Ulu Hakan", "Cennetmekân" diye anýlmaktadýr. Keza yukarýda da görüldüðü gibi, dün korkunç bir diktatör olan Stalin'i bugün Rusya'da aðzýna alabilecek bir kabadayý yoktur. Binaenaleyh zorlamalarla þahýslarýn ilâ-nihaye ayakta tutulmasýna imkân ve ihtimal yoktur.
* * * *
Rýza Nur, Hayat ve Hatýratým, III. cild, sayfa 561-562 :
' Selanik'te Rýza Efendi adýnda gümrük kolcusu birinin üvey oðlu Mustafa Kemal Harbiye Mektebi'ne geliyor. Mustafa Kemal'in babasý hakkýnda çok rivayet var; Kimi bir Sýrp, kimi bir Bulgar'dýr diyor. Güya anasý bunlarýn metresi imiþ. Yeni çýkan "20. Asýr Larousse" Pomak'týr diyor.
�?htiyar Tesalya'larýn rivayeti þudur :
Mustafa Kemal'in anasý Selanik'te kerhanede imiþ. Yeniþehir Týrnova'sýndan ve oranýn ileri gelen kabadayýlarýndan Abdoþ Aða Selanik'e gelir, bu kadýný görür, alýr götürür. Orada piç olarak Mustafa Kemal doðar. Mustafa beþ yaþlarýnda iken Abdoþ ölmüþ, anasý oðlu ile Selanik'e gelmiþ.
12 yaþýnda iken Mustafa, Týrnova'ya gidip miras istemiþ ise de piçliðini söylemiþler, geri göndermiþler. Mustafa, mektebe girmiþ. Anasý gümrük kolcusu Ali Rýza ile evlenmiþ. Çok tuhaftýr; Mustafa Kemal anasýndan bahseder, fakat babasýndan bir defa bile bahsetmemiþtir. Hasýlý rivayetler çok. Hangisi doðru?
Bir þeydeki rivayet çoksa; o þey belli deðildir. Nitekim fende, ilimde, tarihte hangi bahis hakkýnda çok nazariye veya rivayet varsa o bahis mâlum deðildir. Demek Mustafa Kemal piç deðilse bile babasý mâlum deðildir. Benim tahkikatýma göre onun Rýza adýnda gümrük kolcusu bir üvey babasý olduðu muhakkaktýr. Mustafa Kemal babasýndan kendi bahsetmediði gibi diðer birinin bahsettiðini iþitirse ona düþman olur. Buna dair vukuât vardýr. Nihayet Fransýz nazýrlarýndan Hedyo, Paris'te Türkiye üzerine iki konferans verdi. Bunlarý "Conferencio" mecmuasýnda neþredildi. Hedyo da orada "Mustafa Kemal'in babasý meçhuldür!" diyor.
**********
Mustafa Kemal: "Ben de babamý tanýmýyorum ya !"
Selanikli Kemal yalnýzca kendi ismini deðiþtirmiyor, çevresindekilerin de isimlerini deðiþtiriyordu. Örneðin Mustafa olan ismini kullanmýyordu. Öte yandan Dolmabahçe Sarayý’ndaki Cemaleddin isimli bir hizmetçinin ismini "Çelebi" olarak deðiþtirmiþti. Cemal Granda isimli bu hizmetçi, kendi hatýrasýnda isminin Cemaleddin olduðunu söylediðinde M. Kemal’in müthiþ þekilde öfkelendiðini þöyle anlatýyor :
Atatürk, "Bu Cemaleddin ismini kim koydu sana ?" diye sordu. Artýk adam akýllý korkmaða baþlamýþtým. "Babam" diye cevap verdim. "Öyle ise baban ne adammýþ senin?" diye sertçe çýkýþtý. Bunun üzerine, "Ben babamý tanýmýyorum!" deyince yüzü daha da sertleþti.
-Babamý tanýmýyorum ne demek? Sen babasýz mý doðdun? Baban yok mu senin?
-Ben dokuz aylýkken babam ölmüþ!
Atatürk üzüldüðümü yüzümden okumuþ olacak ki, birden sesini yumuþattý, "Ananý tanýyorsun ya yeter!" dedi. Ve biraz durduktan sonra ekledi: "Ben de babamý tanýmýyorum ya!" (Atatürk’ün �?stanbul’daki Hayatý, Niyazi Ahmed Banoðlu, c. 2, sf. 387)
M. Kemal’in hizmetinde bulunan Cemal Granda, daha sonra yine kendisinin kaleme aldýðý hatýrasýnda, M. Kemal’in ismi üzerinde durmaktan vazgeçmediðini naklederek þöyle diyor:
"Atatürk tekrar beni çaðýrdý. Yemek isteyecek sanýyordum. Fakat onun aklý hep benim ismimdeymiþ: 'Ulan bu ismi sen mi koydun, baban mý?' diye bar bar baðýrmaða baþladý. Çok korkmaða baþlamýþtým. Benim korktuðumu görünce daha fazla baðýrýyordu. Artýk elim ayaðým titremeðe baþlamýþtý. Ayakta duracak halim yoktu. Belki daha fazla kýzar da dövülürüm diye gözünden uzaklaþmaða karar verdim. Saat üçe doðru sofrayý býrakarak yatmaða gittim. O gece sabaha dek gözüme uyku tutmadý. Yattýðým yerde dua ediyordum. Kâbusla karýþýk korkulu rüyalar gördüm. Yavaþ yavaþ geldiðime piþman bile olmaða baþlamýþtým. Bu isim de baþýma iþ açýyordu galiba... Nereden bulmuþlardý bu 'Cemal'i de bana takmýþlardý?" (A.g.e.)
Cemal Granda daha sonra M. Kemal’in adýný "Çelebi" þeklinde çevirdiðini ve o andan itibaren bir daha ismi üzerinde durulmadýðýný anlatýyor... (Yakýn Tarih Ansiklopedisi)
sabetay-sevi.com
Jan 21.05
Mustafa Kemal'in babasý belli deðil...
SELAN�?K ASL�?YE HUKUK MAHKEMES�?
�?lâm karar numarasý: Adet/451
Abduþ'un ölümünden sonra Zübeyde Abduþ'un karýsý olduðunu ve oðlu da Abduþ'un oðlu olduðu iddiasý ile açmýþ olduðu miras davasýnda Abduþ'un kardeþleri, mahkemeye vermiþ olduklarý iddianâmede Zübeyde'nin Abduþ'un karýsý olmadýðýný ve umumhâneden (genelevinden) odalýk aldýðýný ve oðlu Mustafa iki yaþýnda kucaðýnda olduðunu ve Abduþ'un bilaveled öldüðünü iddialarý ile keyfiyetin umumhâneden sorulmasýný talepleri üzerine umumhâneye yazýlan tezkerin cevabýnda, "Zübeyde'nin oðlu ile beraber 19 Haziran 1297'de umumhânemize dühul edip, Yeniþehir'li Abduþ isminde bir kabadayý ile anlaþýp 11 Nisan 1298'de umumhânemizden hüruc etmiþtir (çýkmýþtýr)!". Bu yazýya istinaden Zübeyde'nin davasýnýn reddine karar verilmiþtir.
22 Kanunî-Evvel 1298, 20 kuruþluk pul, Hakim Aza Aza, Selanik Asliye Hukuk Mahkemesi, Mühür Mühür Mühür
�?ftira �?se o Halde �?spat Edin !
Laik T.C.´nin kurucusu, �?slam áleminin parçalayýcýsý, memleketi bir uçtan diðer uca kadar mahveden, kadýnlarý iffetsizleþtiren, kýsacasý Anadolu´da her türlü pis iþlerin ve mürtedliðin baþlatýcýsý M.Kemal hakkýnda bir belgenin ortaya çýkmasýndan sonra, kemalistler ne yapacaklarýný hangi dala sarýlacaklarýný þaþýrdýlar.
Ortaya çýkan bu belgede, M. Kemal´in bir piç olduðu ve annesinin genelevden çýkarýldýðý yer alýyordu. Üstelik bu belge, sýradan bir belge olmayýp bir mahkeme kararýydý.
Kemalistler ve onlarýn uþaklarý basýn, hemen bu belgeye, araþtýrma yapmadan sahte, uydurma damgasýný vurdular. Ata(!)larýna büyük bir iftira atýldýðýný feryad ederek söylemeye baþladýlar. Elbette bu gazeteler ve kemalistler atalarýný savunacaklardýr. Bu savunmayý yapmak mecburiyetinde olan gazetelerden birisi de, birinci sayfasýnda devamlý olarak atalarýnýn kopuk kellesini yayýnlayan ve atalarý gibi mason olan Hürriyet gazetesiydi.
Hürriyet, doðru yazma cesareti olmayan ve gerçekleri aksettiremeyen, müslümanlara yalan ve iftira atma sevdalýsý olan bir gazetedir. Bu gazete 22 Ocak 1990 tarihli Avrupa baskýsýnda M. Kemal´in piç olmadýðýný isbatlamak için çeþitli demogojilere girip þöyle diyor:
"... Karar tutanaðýný inceleyen din bilginleri..., metnin yer aldýðý kaðýdýn renginin bozulmamasý ve yazýnýn hasar görmemesinin..." Haberi okumak için týklayýn
�?nsanýn aklýna bu yazýyý okuyunca ister istemez þu soru geliyor: Böyle bir belge neden din bilginlerine inceletiliyor? Böyle bir karar niçin din bilginlerini ilgilendiriyor? Tabii ki Hürriyet, yalanýný pekiþtirmek amacýyla "din bilginleri" tabirini kullanýyor. Çünkü müslüman halký avutmak ve kandýrmak için din tabirini kullanmasý gerekiyor. Kaðýdýn yýpranmýþ olup olmamasýna gelince, herhalde din bilginleri bu konuda karar verecek deðildir. Hürriyet böyle bir yalaný nereden çýkarýyor? Bu konu üzerine ayrý bir inceleme yapýlýr. Eðer tarihi eserlerin incelemesini din adamlarý yapýyorsa arkeolojik kazýlara da din adamlarýný götürsünler. Müslüman milleti bu kadar enayi mi zannediyor Hürriyet? Hürriyet´in ne kadar yalancý olduðunu ve bu haberi yalan yanlýþ atalarýný kurtarmak için yazdýklarýný anlamak güç bir mesele olmasa gerek.
Belgenin küpürünü yayýnlayan adý geçen gazete, altýnda þu açýklamayý yapýyor: "...Sahte ve Arapça olarak kaleme alýnan bu belgenin..."
Burada büyük bir hataya düþüyor gazete. Çünkü o yazý (belge) Arapça deðil, Osmanlýcadýr. Belgenin Arapça mý, Osmanýca mý olduðunu tesbit edemeyenler, kalkýyor sahteliðini isbat etmeye çalýþýyor. Heyhat!..
Tabii bu arada din bilginleri de suya düþüyor. Bunlar nasýl din bilgini ki, bir belgenin Arapça mý, Osmanlýca mý olduðunu anlayamýyorlar? Hayret!..
Hürriyet´in yalaný böylece kendiliðinden ortaya çýkýyor. Zaten kimsenin inandýðý da yok ya!
Önemli ve herkesin bilmesi gereken bir konu da; bir þey iftira ise onun iftira olduðu delilleriyle isbat edilir, gerçekler ortaya çýkarýlýr, iþte o zaman onun iftira olduðu ortaya çýkar. Ama gelin görün ki, kemalistler böyle bir þeye yanaþmýyorlar ve yanaþamazlar da.
M. Kemal´in babasýz olduðunu ilk kez (etrafta böyle bir mevzu dolaþsa bile) cesaretle ortaya koyan ÜMMET Gazetesidir. Ümmet Yayýnlarý yayýnladýðý kitabýn 13. Sayfasýnda:
"Bütün bunlara raðmen muhakkýk ve müdekkikler, tarihçiler, ilgililer araþtýrmalarýný yapsýnlar, sorsunlar, soruþtursular, sahte ve yanlýþ bilgi ve belgeler varsa müdellel bir þekilde ortaya koysunlar. Ümmet Gazetesi ve yazarlarý bundan memnun olur, kendilerine teþekkür ederler. Çünkü, gaye ve maksat, þahýs ve þahsiyet deðil, hakikatlarýn tam ve aslýna uygun olarak yeni nesillere intikal ettirilmesidir," demiþtir.
Ümmet Gazetesi bu konuyu net bir þekilde ortaya koymuþ ve tersini iddia edenlerin konuyu açýklýða kavuþturmasýný istemiþtir. Ama bunu yapacak cesaret nerede kemalistlerde?
M. Kemal´in babasýný ve soyunu merak edenler çoktur. "Atatürk´ün soy kütüðü üzerine bir çalýþma" adlý kitapta þunlar geçiyor:
"Türk çocuðu, Atatürk´ü daha ziyade inkilaplarý ve olaylarý yaratan insanýn kiþiliðini, karekterini, hayatýnýn özelliklerini öðrenmek arzusundadýr. Türk çocuðu, bu bilgi susuzluðunu gidermek için adeta çýrpýnmaktadýr. Bu sorularýn cevabýný verebilecek kaynaðý da bulamamaktadýr." (1)
Görüldüðü gibi Kemalistler dahi M. Kemal´in soyu hakkýnda kesin bir bilgiye sahip deðillerdir. Bunu kendileri bile itiraf etme mecburiyetinde kalmýþlardýr: "Atatürk´ün doðduðu Selanik´teki Osmanlý Nüfus-Tapu ve öteki resmi kayýtlarýn Balkan savaþýndan sonra Yunanlýlarca ele geçirilip akibetinin ne olduðunun bilinmemesidir." (2)
Kemalistlerin dayanaðý ve tutunacak dallarý yoktur. Kendi hazýrladýklarý kitaplarda, broþürlerde açýklar vermekte ve bir çýkmaza girmektedirler. Ata(!)larýnýn doðum tarihi hakkýnda bile kesin bilgileri yoktur. M. Kemal´in yakýn arkadaþý ve özel doktoru, Rýza Nur, onun babasýz olduðunu bir çok kaynaklara dayanarak belirtmiþtir. Üstelik babasýnýn anýlmasýna tahammül gösteremediðini söylemiþtir. "M. kemal, babasýndan kendi bahsetmediði gibi diðer birinin bahsettiðini iþitirse ona düþman olur. Buna dair vukuat vardýr." (3)
Erreculüs-Sanem adlý eserde, M. Kemal´in soyu hakkýnda þunlar yazýlmaktadýr:
' M. Kemal Paþa´nýn babasýnýn kim olduðunu ve hususi halini sordum. Bana Cafer Tayyar Paþa, M. Kemal için, "Evvel ezel böyledir, yani ayyaþtýr, sefihtir" demiþtir. Babasý kimdir, dediðim zaman muhtelif þey söylerler demiþti.' (4) Ayrýca M. Kemal hakkýnda, "Onun ezelden beri ayyaþlýðýný, sicilinin bozuk olduðunu bilmeyen yoktur," (5) denilmiþtir.
Bu gerçeklerden sonra Kemalistlerin teslim olmaktan baþka çareleri yoktur. Kendi hazýrladýklarý ve hazýrlattýklarý kitaplarda bile bu gerçeði itiraf etmek mecburiyetinde kalmýþlardýr.
Bir kýsým insanlar "Babasýnýn olmamasýnda onun ne suçu var?" diyebilirler. Bunlara cevap olarak deriz ki, bu adamýn babasý belli deðil, soyu hakkýnda bir þey bilinmiyor ve kalkýp bu adam milyonlarca mensubu olan bir millete ata(!) yapýlýyor.
Babasý belli olmayan þahýs bir milletin atasý olabilir mi?
�?kinci husus ise, resmi tarih neden yalan söylüyor?
Adamýn babasý belli deðil, T.C´nin tarih kitaplarý onun babasýnýn var olduðunu göstermek suretiyle yalan ve yanlýþ bilgi veriyorlar. Bunlarýn yazmýþ olduklarý kitaplara güvenmek mümkün mü? Üstelik gerçekleri yazan kitaplar yasaklanýyor ve bu kitaplarý okumak isteyen mazlum insanlar, zindana atýlmak suretiyle cezalandýrýlýyorlar.
Tarihçilerin ve basýnýn görevi tarihi hakikatlarý ve gerçekleri su yüzüne çýkartmaktýr. Neden bu gerçeklerin su yüzüne çýkmasýndan rahatsýz oluyor bu kemalistler ve uþaklarý ?
Kemalistlerin hazýrladýklarý planlarý, gizledikleri gerçekler artýk su yüzüne çýkmakta ve kemalistlerin oyunlarý, bir bir bozulmaktadýr. Yüce Allah(c.c.) bu konuda þöyle buyuruyor:
"Tuzak kurdular, Allah da tuzaklarýna karþýlýk verdi. Çünkü Allah (istese) herkesten daha iyi tuzak kurar." (6)
Kaynaklar:
(1) Atatürk´ün soy kütüðü üzerine bir çalýþma, Burhan Göksel, Kültür ve Turizm Bakanlýðý Yayýnlarý: 849, s. 3
(2) A.g.e., s.1
(3) Rýza Nur, Hayat ve Hatýratým, c. 3, s. 562
(4) Errecülüs-Sanem, s.471, 2 nolu vesika
(5) A.g.e., 5 nolu vesika
(6) Ali �?mran, 54
Bu belge, Türkiye´de çeþitli kitab ve gazetelerde yerini aldý:
"Deccaliyet ve Kemalizm" (Hüseyin Demirel, s.147) :
"ABDO�?" hikayesi: �?lk defa Yakýn Tarih Ansiklopedisinde Mustafa Kaplan imzasýyla neþredilen "Abdoþ Aða" ile ilgili yazýlar mahkemelerde dava konusu oldu. Bu belgelerde Atatürk´ün annesinin genelevden çýktýðý ve Atatürk´ün gayrimeþru olduðu ileri sürülüyordu. Hürriyet 21 Ocak 1990´da "Atatürk´ün gayrimeþru doðduðunu iddia eden.. çirkin tezgahýn belgeleri" baþlýðý altýnda bu meseleyi kamuoyuna duyurdu. Selanik´te bir mahkemenin verdiði kararýn metni Osmanlýca olarak gazetenin haberinde basýldý.
Bu metni bir memur Milli Eðitim Bakanlýðýnda fotokopi ile çoðaltýrken yakalanmýþtý. Mesele sonrada örtbas edildi. Burhan Bozgyik´in "Türkiye üzerine oynanan oyunlar" kitabýnda da bu belgenin tam metin Türkçe olarak basýldý. (Yeni Asya Gazetesi neþriyatý,1990, s.105)
Yazar´ýn Ümmet-i Muhammed gazetesinin 8. sayýsýnda (1988 senesinde) bu belgenin neþredildiðini nakletmemesinin iki sebebi olabilir :
1- Bu belgenin yayýna intikal ettiðinden haberdar olmamasý;
2- Türkiye´de Ümmet-i Muhammed gazetesinin yasak olmasý.
Bizim için ama önemli olan, bu belgenin artýk -yayýn hayatýnda- tartýþýlmaz bir yerinin olmasýdýr.
MUSTAFA KEMAL'�?N BABASI K�?M ?
Yukarýda metnini koyduðumuz ve latin harfleriyle de yazdýðýmýz "Selanik Asliye Hukuk Mahkemesi" baþlýðýný taþýyan yazý ile Dr. Rýza Nur'un "Hayat ve Hatýratým" adlý eserinin üçüncü cildinin 561. sayfasýndaki yazý ana hatlarýyla birbirini tutmakta ve teyid eder mahiyettedir. �?laveten þunu da söylemek gerekir: Fransýz nazýrlarýndan Hedyo Paris'te Türkiye üzerine verdiði ve "Conferencio" mecmuasýnda neþredildiði konuþmasýnda Mustafa Kemal'in babasýnýn meçhul olduðunu söylemiþtir. Ayrýca, Mustafa Kemal'in gayr-i meþru olarak dünyaya geldiði ve bu hususta Yunanistan'da bir mahkeme kararý bulunduðu, kendilerine itimad edilir zatlarý tarafýndan kulaktan kulaða söylenmekte ve dolaþmaktadýr. Bütün bunlara raðmen; muhakkik ve müdekkikler, tarihçiler, ilgililer araþtýrmalarýný yapsýnlar, sorsunlar, soruþtursunlar; sahte ve yanlýþ bilgi ve belgeler varsa müdellel bir þekilde ortaya koysunlar. "Ümmet" Gazetesi ve yazarlarý bundan memnun olur, kendilerine teþekkür ederler. Çünkü gaye ve maksat, þahýs ve þahsiyet deðil, hakikatlarýn ortaya çýkmasýdýr, tarihî hakikatlarýn tam ve aslýna uygun olarak yeni nesillere intikal edilmesidir.
Ayrýca þu husus da gözardý edilemez: 5816 sayýlý "Atatürk'ü Koruma Kanunu"nun arkasýnda yatan mana nedir? Bu kanunla neler getirilmek isteniyor? Dünyanýn neresinde görülmüþ böyle bir kanun? Gerçekleri gizlemek mümkün mü? "Mýzrak çuvala sýðmaz!" demiþ atalar!
Kemalistlerin gücü yetiyorsa mýzraðý çuvalda saklasýnlar!..
Gösterdikleri hassasiyet çok yanlýþtýr ve çok tehlikelidir. Onlarýn yapacaðý bir iþ var. O da, kaldýrsýnlar koruma kanunlarýný !...
Mustafa Kemal hakkýnda söylenenler ve yazýlanlar yanlýþ ise çatýr çatýr cevap verirler! Yoksa eðer doðru ise; o zaman kýzmasýnlar; gerçekler yazýlsýn da Ata(!)larýnýn kimliði, kim olduðu ve ne mal olduðu ortaya çýksýn!.. Bir Stalin'in, bir Mao'nun akibetinden ibret alsýnlar da akýllansýnlar!..
Bir gün gelecek, o çeþit kanunlar delinecektir. Hak ve hakikat bunlarý dile getirecektir. Tarih, muvakkat bir zaman susarsa da bir gün gelir ortaya çýkar, susturmak isteyenleri bir silindir gibi ezer geçer; kendilerini de, korumak istedikleri adamý da rezil ve kepaze eder. Hem de dünyanýn gözleri önünde!.. Kur'an öyle demiyor mu?
"... Yoksa siz, Kitab'ýn bir kýsmýna inanýp bir kýsmýný inkâr mý ediyorsunuz? Sizden bunu yapanýn cezasý dünya hayatýnda rezil olmaktan baþka nedir? Kýyamet gününde (onlar) azabýn en þiddetlisine atýlýrlar. Allah yaptýklarýnýzý bilmez deðildir." (Bakara, 85)
Bu, deðiþmez ilahî bir kanundur; her yerde ve her zaman hükmünü icra eder; Kemalist ordular, kemalist savcýlar, kemalist Prof.'lar, kemalist hocalar da bu ilahî kanun elinden Mustafa Kemal'i kurtaramazlar. Buna imkân ve ihtimal yoktur! Nitekim kurtaramýyorlar; adamýn þahsiyetsiz bir vatan haini, din, namus ve millet düþmaný olduðu ortaya çýkmakta, yazýlmakta ve çizilmektedir. Türkiye sýnýrlarý içinde olmasa bile dünya neþriyatýnda kendini göstermektedir. "Ümmet Gazetesi"nden bunlarý okumaktasýnýz ve okuyacaksýnýz. Avrupa memleketlerinde Mustafa Kemal'in bir �?ngiliz casusu olduðu, Türk-Yunan muharebesinin sadece bir muvazaa (anlaþmalý döðüþten) ibaret olduðu, Yunan askerlerinin �?zmir'e çýkýþlarýnýn, �?ngilizler'e Mustafa Kemal tarafýndan telkin ve ilham edildiði, bütün bunlarýn da Türkiye'yi mutlak surette �?slam dünyasýnýn liderliðinden tardetmek maksadýna mâtuf olarak planlandýðý anlatýlmakta, hatta bu kabil kitaplarý okuyanlar Türkiye'ye geldiklerinde eþ ve dostlarýna gizlice aktarmaktadýrlar.
Aradan elli-altmýþ senelik bir zaman geçmiþtir. �?nsaf ile kabul etmek gerekir ki, hakikatýn meydana çýkmasýna, ne suretle olursa olsun engel olmak ilâ-nihâye sürüp gidemez. Dün kendisine aðýz dolusu hakaret ve iftira edilen Sultan Abdülhamid, bugün "Ulu Hakan", "Cennetmekân" diye anýlmaktadýr. Keza yukarýda da görüldüðü gibi, dün korkunç bir diktatör olan Stalin'i bugün Rusya'da aðzýna alabilecek bir kabadayý yoktur. Binaenaleyh zorlamalarla þahýslarýn ilâ-nihaye ayakta tutulmasýna imkân ve ihtimal yoktur.
* * * *
Rýza Nur, Hayat ve Hatýratým, III. cild, sayfa 561-562 :
' Selanik'te Rýza Efendi adýnda gümrük kolcusu birinin üvey oðlu Mustafa Kemal Harbiye Mektebi'ne geliyor. Mustafa Kemal'in babasý hakkýnda çok rivayet var; Kimi bir Sýrp, kimi bir Bulgar'dýr diyor. Güya anasý bunlarýn metresi imiþ. Yeni çýkan "20. Asýr Larousse" Pomak'týr diyor.
�?htiyar Tesalya'larýn rivayeti þudur :
Mustafa Kemal'in anasý Selanik'te kerhanede imiþ. Yeniþehir Týrnova'sýndan ve oranýn ileri gelen kabadayýlarýndan Abdoþ Aða Selanik'e gelir, bu kadýný görür, alýr götürür. Orada piç olarak Mustafa Kemal doðar. Mustafa beþ yaþlarýnda iken Abdoþ ölmüþ, anasý oðlu ile Selanik'e gelmiþ.
12 yaþýnda iken Mustafa, Týrnova'ya gidip miras istemiþ ise de piçliðini söylemiþler, geri göndermiþler. Mustafa, mektebe girmiþ. Anasý gümrük kolcusu Ali Rýza ile evlenmiþ. Çok tuhaftýr; Mustafa Kemal anasýndan bahseder, fakat babasýndan bir defa bile bahsetmemiþtir. Hasýlý rivayetler çok. Hangisi doðru?
Bir þeydeki rivayet çoksa; o þey belli deðildir. Nitekim fende, ilimde, tarihte hangi bahis hakkýnda çok nazariye veya rivayet varsa o bahis mâlum deðildir. Demek Mustafa Kemal piç deðilse bile babasý mâlum deðildir. Benim tahkikatýma göre onun Rýza adýnda gümrük kolcusu bir üvey babasý olduðu muhakkaktýr. Mustafa Kemal babasýndan kendi bahsetmediði gibi diðer birinin bahsettiðini iþitirse ona düþman olur. Buna dair vukuât vardýr. Nihayet Fransýz nazýrlarýndan Hedyo, Paris'te Türkiye üzerine iki konferans verdi. Bunlarý "Conferencio" mecmuasýnda neþredildi. Hedyo da orada "Mustafa Kemal'in babasý meçhuldür!" diyor. '
barbaros
Jan 22.05
yusuf a
Cemal Kutay anlatýyor:
"Dünyada Atatürk kadar �?slam Dinini mana ve mefhumuyla kavramýþ ve onu aslýna iade etmek için büyük kavga yapmýþ baþka bir insan yoktur. Mustafa Kemal 1300 sene sonra Hazreti Muhammed'in ruhunu þadedecek esaslar getirmiþtir. Bugün secde-i Rahmana alýn koyabiliyorlarsa bu onun sayesindedir. Bugün en geçerli iki meal, Ömer Rýza Doðrul ve Ahmet Hamdi Akseki mealleridir. �?kisini de Mustafa Kemal yaptýrmýþtýr. Muhammed ismini kullananlarý kesinlikle affetmezdi. "O büyük insana layýk olamazsa ne olacak" derdi."
barbaros
Jan 22.05
yobazlara
HEM�?EHR�?M�?Z ATATÜRK
Kýzýl Oðuz Yahut Kocacýk Yörüðü Olarak Ali Rýza Efendi'nin Ailesi: Atatürk'ün soyu ile ilgili emimizdeki en saðlam bilgiler öncelikle kendisinin, annesinin, kardeþi Makbule Haným'ýn anlattýklarýdýr. �?kinci olarak kendisini ve ailesini tanýyan Hacý Mehmet SOMER gibi kimi çocukluk arkadaþlarýnýn verdiði bilgilerdir. Mustafa Kemal dahil aile fertlerinde kuvvetli bir “Yörük, Türkmen olma�? bilinci vardýr. Makbule Haným, E.B. �?APOLYO'nun sorduðu “babanýz nerelidir?�? sorusuna þu cevabý vermiþtir: “Babam Ali Rýza Efendi yerli olarak Selaniklidir. Kendileri Yörük sülalesindendir. Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün Atatürk'e ‘Yörük nedir? Diye sordum. Aðabeyim de bana “Yürüyen Türkler�? dedi�? Yine �?APOLYO'nun Ruþen Eþref ÜNAYDIN'dan naklettiðine göre, “Atatürk çok kere benim atalarým Anadolu'dan Rumeliye gelmiþ Yörük Türkmenlerindendir derlerdi.�?
Atatürk'ün baba soyu ile ilgili önemli bilgileri verenlerden birisi de M. Kemal'in Selanik'te mahalle ve okul arkadaþý, eski Millet Vekillerinden Hacý Mehmet SOMER Bey'dir. SOMER'e göre “Atatürk'ün atalarý hakkýnda benim bildiðim þunlar: Atatürk'ün atalarý Anadolu'dan gelerek Manastýr Vilayeti'nin Debre-i Bala Sancaðý'na baðlý Kocacýk nahiyesine yerleþmiþlerdir. Bunlarý ben Selanik'in ihtiyarlarýndan duymuþtum. Kocacýklýlarýn hepsi öz Türkçe konuþurlar. �?ri yapýlý adamlardýr. Bunlarýn hepsi yörüktür. Hayvancýlýkla geçinirler, sürüleri vardýr. Bir kýsmý da kerestecilik ederler. Bunlarýn kýyafetleri Anadolu Türklerine benzer. Yaþayýþlarý, hatta lehçeleri de aynýdýr.�?
Yukarýda da deðinildiði gibi, Atatürk'ün baba soyu, Konya/Karaman veya Aydýn/Söke'den gelerek Manastýr Vilayeti'nin Debre-i Bala Sancaðý'na baðlý Kocacýk'a yerleþti. Aile sonradan Selanik'e göç etti. Dedesi Ahmet ve dedesinin kardeþi Hafýz Mehmet'in taþýdýðý “kýzýl�? lakabý ve yerleþtikleri nahiyenin adý olan ‘Kocacýk'ýn da gösterdiði üzere Mustafa Kemal'in baba tarafýndan soyu Anadolu'nunda Türkleþmesinde önemli roller oynayan “Kýzýl-Oðuz�? yahut “Kocacýk Yörükleri, Türkmenleri�?nden gelmektedir.
Konyar Olarak Zübeyede Haným'ýn Ailesi: Mustafa Kemal'in anne soyundan dedesi Sofu-zade Feyzullah Efendi'dir. Selanik'e bir saat mesafede bulunan Langaza'da çiftlik sahibi idi. Atatürk'ün ve Makbule Haným'ýn çocukluk anýlarýnda bahsettiði çiftlik burasýdýr. Annesi Zübeyde Haným, Feyzullah Efendi'nin üçüncü eþi Ayþe Haným'dan tek kýzý idi. Atatürk'ün beþ kardeþi için en uzun ömürlüsü olan Makbule Haným (1885-1956) anne soylarý hakkýnda “Annemden sýk sýk þunlarý dinlemiþimdir�? diyerek þu bilgileri vermektedir: “Bizim esas soyumuz Yörüktür. Buralara Konya-Karaman çevrelerinden gelmiþiz. Büyükbabam Feyzullah Efendi'nin büyük amcasý Konya'ya gitmiþ, Mevlevi dergahýna girmiþ orada kalmýþ. Yörüklüðü tutmuþ olacak… “
Mustafa Kemal Atatürk'ün annesi Zübeyde Haným'ýn babasý hakkýnda, Atatürk'ün babasý Ali Rýza Efendi'yi ve babasý Kýzýl Hafýz Ahmet Bey'i tanýyan ve doksan yaþýnda vefat eden Aydýn Milletvekili Tahsin San. �?u bilgileri vermiþtir: “Atatürk'ün validesi Zübeyde Haným, Sofu-zade ailesinden Feyzullah Aða'nýn kýzýdýr. Bunlar Selanik'te doðmuþlardýr. Bu aile 130 sene evvel Sarýgöl'den Selanik'e gelmiþlerdir. Vodina Kazasý'nýn batýsýnda Sarýgöl Nahiyesi'nde onaltý köyden ibaret olan bu nahiye ailesi, Makedonya ve Tesalya'nýn fethinden sonra Konya civarý ahalisinden Osmanlý Hükümeti'nin sevk ve iskan ettirdiði Türkmenlerdendir. Son zamanlara kadar beþ asýr müddet içinde hayat tarzlarýný, kýlýk-kýyafetlerini deðiþtirmemiþlerdi.�?
Eldeki mevcut bilgilere göre aile, 1466'larda Karaman'dan gelerek Vodina Sancaðý'na baðlý Sarýgöl'e yerleþmiþ; sonra Selanik yakýnlarýndaki Lankaza (Langaza)'ya göçmüþ. Zübeyde Haným 1857'de burada dünyaya gelmiþtir. Atatürk'ün annesi Zübeyde Haným'ýn babasý Sofu-zade Feyzullah Efendi üç defa evlenmiþtir. �?simlerini bilemediðimiz diðer iki eþi bir tarafa býrakýlacak olursa, Zübeyde Hanýmla birlikte Hasan Aða ve Hüseyin Aða, Feyzullah Efendi'nin üçüncü eþi Ayþe (Aiþe) Haným'dan dünyaya gelmiþlerdir.
* Hemþehrimiz Atatürk (Atatürk'ün Soyu, Ailesi ve Öðrenim Hayatý) Yrd. Doç. Dr. Ali GÜLER, Karaman 2000. Adlý eserden alýnmýþtýr.
barbaros
Jan 22.05
sebatay a
bu yazýlarý yazanlar ve senin gibi bunlara da inanalar... eminim ki yahudi ve ya dönmedierler... atatürkü tür halký gözünde küçültüp zaman içinde onu yok ederek ona sahip çýkma planýndan baþka birþey deðil...
böyle bir ideollojiyi elbet atatürkü sevmeyen yobazlar üzerinden dünyaya nakletmek tabiiki daha uygun ve daha kolay olacaktýr.. atatürkü sevmeyen (dinci demiyorum çünkü ben de dindarým)yobazlara "atatürk zenci kavminden gelme" deseniz bile onu sevmedikleri için elbet bunu da kabul edeceklerdir. Çünkü adam sevmiyor ki,
ataya yahudi de desen kabul eder piç te desen....
bu sitenin bir siyonist ideolojisine sahip olduðu ne kadar bariz bir þekilde ortada ki.. akýlsýz yobazlarý kullanarak ne kadar kendilerine taraf toplamaktalar ve bir de sözüm ona anketlerinde atanýn % 99 sebatay olduðu nu vugulamaktalar..
buraya yazan atatürk ve türk düþmanlarý ümmetçi yobazlarýn aslýnda tarihimizi atalarýmýzý bir altýn tepside yahudiye sunmaktalar... kardeþlerim yahudi 4000 yýldýr beklemekte fýrat ve nil arasýnda devlet kurmak için... bir yüzyýl daha seve seve bekler... ancaak bu bekleyiþ sonundaki nihayetlenme, kendilerinin hiç sahip olamadýðý bizim atalarýmýza ve þanlý tarihimize sahip çýkarak oluþacaktýr...
eyyy saygýdeðer yobazlarýmýz yahudi sizinle yoyo topu gibi oynamakta ve içinize yobazlýk tohumlarý akýtmaktadýrlar.
aslýnda onlarý siz de hiç sevmemektesiniz ama o sizi kullanmakta...
düþmanýný sevmeden önce onu iyi tanýmanýz gerekir...
*********
Mustafa Kemal: "Ben de babamý tanýmýyorum ya !"
Selanikli Kemal yalnýzca kendi ismini deðiþtirmiyor, çevresindekilerin de isimlerini deðiþtiriyordu. Örneðin Mustafa olan ismini kullanmýyordu. Öte yandan Dolmabahçe Sarayý’ndaki Cemaleddin isimli bir hizmetçinin ismini "Çelebi" olarak deðiþtirmiþti. Cemal Granda isimli bu hizmetçi, kendi hatýrasýnda isminin Cemaleddin olduðunu söylediðinde M. Kemal’in müthiþ þekilde öfkelendiðini þöyle anlatýyor :
Atatürk, "Bu Cemaleddin ismini kim koydu sana ?" diye sordu. Artýk adam akýllý korkmaða baþlamýþtým. "Babam" diye cevap verdim. "Öyle ise baban ne adammýþ senin?" diye sertçe çýkýþtý. Bunun üzerine, "Ben babamý tanýmýyorum!" deyince yüzü daha da sertleþti.
-Babamý tanýmýyorum ne demek? Sen babasýz mý doðdun? Baban yok mu senin?
-Ben dokuz aylýkken babam ölmüþ!
Atatürk üzüldüðümü yüzümden okumuþ olacak ki, birden sesini yumuþattý, "Ananý tanýyorsun ya yeter!" dedi. Ve biraz durduktan sonra ekledi: "Ben de babamý tanýmýyorum ya!" (Atatürk’ün �?stanbul’daki Hayatý, Niyazi Ahmed Banoðlu, c. 2, sf. 387)
M. Kemal’in hizmetinde bulunan Cemal Granda, daha sonra yine kendisinin kaleme aldýðý hatýrasýnda, M. Kemal’in ismi üzerinde durmaktan vazgeçmediðini naklederek þöyle diyor:
"Atatürk tekrar beni çaðýrdý. Yemek isteyecek sanýyordum. Fakat onun aklý hep benim ismimdeymiþ: 'Ulan bu ismi sen mi koydun, baban mý?' diye bar bar baðýrmaða baþladý. Çok korkmaða baþlamýþtým. Benim korktuðumu görünce daha fazla baðýrýyordu. Artýk elim ayaðým titremeðe baþlamýþtý. Ayakta duracak halim yoktu. Belki daha fazla kýzar da dövülürüm diye gözünden uzaklaþmaða karar verdim. Saat üçe doðru sofrayý býrakarak yatmaða gittim. O gece sabaha dek gözüme uyku tutmadý. Yattýðým yerde dua ediyordum. Kâbusla karýþýk korkulu rüyalar gördüm. Yavaþ yavaþ geldiðime piþman bile olmaða baþlamýþtým. Bu isim de baþýma iþ açýyordu galiba... Nereden bulmuþlardý bu 'Cemal'i de bana takmýþlardý?" (A.g.e.)
Cemal Granda daha sonra M. Kemal’in adýný "Çelebi" þeklinde çevirdiðini ve o andan itibaren bir daha ismi üzerinde durulmadýðýný anlatýyor... (Yakýn Tarih Ansiklopedisi)
sabetay-sevi.com
Jan 21.05
Mustafa Kemal'in babasý belli deðil...
SELAN�?K ASL�?YE HUKUK MAHKEMES�?
�?lâm karar numarasý: Adet/451
Abduþ'un ölümünden sonra Zübeyde Abduþ'un karýsý olduðunu ve oðlu da Abduþ'un oðlu olduðu iddiasý ile açmýþ olduðu miras davasýnda Abduþ'un kardeþleri, mahkemeye vermiþ olduklarý iddianâmede Zübeyde'nin Abduþ'un karýsý olmadýðýný ve umumhâneden (genelevinden) odalýk aldýðýný ve oðlu Mustafa iki yaþýnda kucaðýnda olduðunu ve Abduþ'un bilaveled öldüðünü iddialarý ile keyfiyetin umumhâneden sorulmasýný talepleri üzerine umumhâneye yazýlan tezkerin cevabýnda, "Zübeyde'nin oðlu ile beraber 19 Haziran 1297'de umumhânemize dühul edip, Yeniþehir'li Abduþ isminde bir kabadayý ile anlaþýp 11 Nisan 1298'de umumhânemizden hüruc etmiþtir (çýkmýþtýr)!". Bu yazýya istinaden Zübeyde'nin davasýnýn reddine karar verilmiþtir.
22 Kanunî-Evvel 1298, 20 kuruþluk pul, Hakim Aza Aza, Selanik Asliye Hukuk Mahkemesi, Mühür Mühür Mühür
�?ftira �?se o Halde �?spat Edin !
Laik T.C.´nin kurucusu, �?slam áleminin parçalayýcýsý, memleketi bir uçtan diðer uca kadar mahveden, kadýnlarý iffetsizleþtiren, kýsacasý Anadolu´da her türlü pis iþlerin ve mürtedliðin baþlatýcýsý M.Kemal hakkýnda bir belgenin ortaya çýkmasýndan sonra, kemalistler ne yapacaklarýný hangi dala sarýlacaklarýný þaþýrdýlar.
Ortaya çýkan bu belgede, M. Kemal´in bir piç olduðu ve annesinin genelevden çýkarýldýðý yer alýyordu. Üstelik bu belge, sýradan bir belge olmayýp bir mahkeme kararýydý.
Kemalistler ve onlarýn uþaklarý basýn, hemen bu belgeye, araþtýrma yapmadan sahte, uydurma damgasýný vurdular. Ata(!)larýna büyük bir iftira atýldýðýný feryad ederek söylemeye baþladýlar. Elbette bu gazeteler ve kemalistler atalarýný savunacaklardýr. Bu savunmayý yapmak mecburiyetinde olan gazetelerden birisi de, birinci sayfasýnda devamlý olarak atalarýnýn kopuk kellesini yayýnlayan ve atalarý gibi mason olan Hürriyet gazetesiydi.
Hürriyet, doðru yazma cesareti olmayan ve gerçekleri aksettiremeyen, müslümanlara yalan ve iftira atma sevdalýsý olan bir gazetedir. Bu gazete 22 Ocak 1990 tarihli Avrupa baskýsýnda M. Kemal´in piç olmadýðýný isbatlamak için çeþitli demogojilere girip þöyle diyor:
"... Karar tutanaðýný inceleyen din bilginleri..., metnin yer aldýðý kaðýdýn renginin bozulmamasý ve yazýnýn hasar görmemesinin..." Haberi okumak için týklayýn
�?nsanýn aklýna bu yazýyý okuyunca ister istemez þu soru geliyor: Böyle bir belge neden din bilginlerine inceletiliyor? Böyle bir karar niçin din bilginlerini ilgilendiriyor? Tabii ki Hürriyet, yalanýný pekiþtirmek amacýyla "din bilginleri" tabirini kullanýyor. Çünkü müslüman halký avutmak ve kandýrmak için din tabirini kullanmasý gerekiyor. Kaðýdýn yýpranmýþ olup olmamasýna gelince, herhalde din bilginleri bu konuda karar verecek deðildir. Hürriyet böyle bir yalaný nereden çýkarýyor? Bu konu üzerine ayrý bir inceleme yapýlýr. Eðer tarihi eserlerin incelemesini din adamlarý yapýyorsa arkeolojik kazýlara da din adamlarýný götürsünler. Müslüman milleti bu kadar enayi mi zannediyor Hürriyet? Hürriyet´in ne kadar yalancý olduðunu ve bu haberi yalan yanlýþ atalarýný kurtarmak için yazdýklarýný anlamak güç bir mesele olmasa gerek.
Belgenin küpürünü yayýnlayan adý geçen gazete, altýnda þu açýklamayý yapýyor: "...Sahte ve Arapça olarak kaleme alýnan bu belgenin..."
Burada büyük bir hataya düþüyor gazete. Çünkü o yazý (belge) Arapça deðil, Osmanlýcadýr. Belgenin Arapça mý, Osmanýca mý olduðunu tesbit edemeyenler, kalkýyor sahteliðini isbat etmeye çalýþýyor. Heyhat!..
Tabii bu arada din bilginleri de suya düþüyor. Bunlar nasýl din bilgini ki, bir belgenin Arapça mý, Osmanlýca mý olduðunu anlayamýyorlar? Hayret!..
Hürriyet´in yalaný böylece kendiliðinden ortaya çýkýyor. Zaten kimsenin inandýðý da yok ya!
Önemli ve herkesin bilmesi gereken bir konu da; bir þey iftira ise onun iftira olduðu delilleriyle isbat edilir, gerçekler ortaya çýkarýlýr, iþte o zaman onun iftira olduðu ortaya çýkar. Ama gelin görün ki, kemalistler böyle bir þeye yanaþmýyorlar ve yanaþamazlar da.
M. Kemal´in babasýz olduðunu ilk kez (etrafta böyle bir mevzu dolaþsa bile) cesaretle ortaya koyan ÜMMET Gazetesidir. Ümmet Yayýnlarý yayýnladýðý kitabýn 13. Sayfasýnda:
"Bütün bunlara raðmen muhakkýk ve müdekkikler, tarihçiler, ilgililer araþtýrmalarýný yapsýnlar, sorsunlar, soruþtursular, sahte ve yanlýþ bilgi ve belgeler varsa müdellel bir þekilde ortaya koysunlar. Ümmet Gazetesi ve yazarlarý bundan memnun olur, kendilerine teþekkür ederler. Çünkü, gaye ve maksat, þahýs ve þahsiyet deðil, hakikatlarýn tam ve aslýna uygun olarak yeni nesillere intikal ettirilmesidir," demiþtir.
Ümmet Gazetesi bu konuyu net bir þekilde ortaya koymuþ ve tersini iddia edenlerin konuyu açýklýða kavuþturmasýný istemiþtir. Ama bunu yapacak cesaret nerede kemalistlerde?
M. Kemal´in babasýný ve soyunu merak edenler çoktur. "Atatürk´ün soy kütüðü üzerine bir çalýþma" adlý kitapta þunlar geçiyor:
"Türk çocuðu, Atatürk´ü daha ziyade inkilaplarý ve olaylarý yaratan insanýn kiþiliðini, karekterini, hayatýnýn özelliklerini öðrenmek arzusundadýr. Türk çocuðu, bu bilgi susuzluðunu gidermek için adeta çýrpýnmaktadýr. Bu sorularýn cevabýný verebilecek kaynaðý da bulamamaktadýr." (1)
Görüldüðü gibi Kemalistler dahi M. Kemal´in soyu hakkýnda kesin bir bilgiye sahip deðillerdir. Bunu kendileri bile itiraf etme mecburiyetinde kalmýþlardýr: "Atatürk´ün doðduðu Selanik´teki Osmanlý Nüfus-Tapu ve öteki resmi kayýtlarýn Balkan savaþýndan sonra Yunanlýlarca ele geçirilip akibetinin ne olduðunun bilinmemesidir." (2)
Kemalistlerin dayanaðý ve tutunacak dallarý yoktur. Kendi hazýrladýklarý kitaplarda, broþürlerde açýklar vermekte ve bir çýkmaza girmektedirler. Ata(!)larýnýn doðum tarihi hakkýnda bile kesin bilgileri yoktur. M. Kemal´in yakýn arkadaþý ve özel doktoru, Rýza Nur, onun babasýz olduðunu bir çok kaynaklara dayanarak belirtmiþtir. Üstelik babasýnýn anýlmasýna tahammül gösteremediðini söylemiþtir. "M. kemal, babasýndan kendi bahsetmediði gibi diðer birinin bahsettiðini iþitirse ona düþman olur. Buna dair vukuat vardýr." (3)
Erreculüs-Sanem adlý eserde, M. Kemal´in soyu hakkýnda þunlar yazýlmaktadýr:
' M. Kemal Paþa´nýn babasýnýn kim olduðunu ve hususi halini sordum. Bana Cafer Tayyar Paþa, M. Kemal için, "Evvel ezel böyledir, yani ayyaþtýr, sefihtir" demiþtir. Babasý kimdir, dediðim zaman muhtelif þey söylerler demiþti.' (4) Ayrýca M. Kemal hakkýnda, "Onun ezelden beri ayyaþlýðýný, sicilinin bozuk olduðunu bilmeyen yoktur," (5) denilmiþtir.
Bu gerçeklerden sonra Kemalistlerin teslim olmaktan baþka çareleri yoktur. Kendi hazýrladýklarý ve hazýrlattýklarý kitaplarda bile bu gerçeði itiraf etmek mecburiyetinde kalmýþlardýr.
Bir kýsým insanlar "Babasýnýn olmamasýnda onun ne suçu var?" diyebilirler. Bunlara cevap olarak deriz ki, bu adamýn babasý belli deðil, soyu hakkýnda bir þey bilinmiyor ve kalkýp bu adam milyonlarca mensubu olan bir millete ata(!) yapýlýyor.
Babasý belli olmayan þahýs bir milletin atasý olabilir mi?
�?kinci husus ise, resmi tarih neden yalan söylüyor?
Adamýn babasý belli deðil, T.C´nin tarih kitaplarý onun babasýnýn var olduðunu göstermek suretiyle yalan ve yanlýþ bilgi veriyorlar. Bunlarýn yazmýþ olduklarý kitaplara güvenmek mümkün mü? Üstelik gerçekleri yazan kitaplar yasaklanýyor ve bu kitaplarý okumak isteyen mazlum insanlar, zindana atýlmak suretiyle cezalandýrýlýyorlar.
Tarihçilerin ve basýnýn görevi tarihi hakikatlarý ve gerçekleri su yüzüne çýkartmaktýr. Neden bu gerçeklerin su yüzüne çýkmasýndan rahatsýz oluyor bu kemalistler ve uþaklarý ?
Kemalistlerin hazýrladýklarý planlarý, gizledikleri gerçekler artýk su yüzüne çýkmakta ve kemalistlerin oyunlarý, bir bir bozulmaktadýr. Yüce Allah(c.c.) bu konuda þöyle buyuruyor:
"Tuzak kurdular, Allah da tuzaklarýna karþýlýk verdi. Çünkü Allah (istese) herkesten daha iyi tuzak kurar." (6)
Kaynaklar:
(1) Atatürk´ün soy kütüðü üzerine bir çalýþma, Burhan Göksel, Kültür ve Turizm Bakanlýðý Yayýnlarý: 849, s. 3
(2) A.g.e., s.1
(3) Rýza Nur, Hayat ve Hatýratým, c. 3, s. 562
(4) Errecülüs-Sanem, s.471, 2 nolu vesika
(5) A.g.e., 5 nolu vesika
(6) Ali �?mran, 54
Bu belge, Türkiye´de çeþitli kitab ve gazetelerde yerini aldý:
"Deccaliyet ve Kemalizm" (Hüseyin Demirel, s.147) :
"ABDO�?" hikayesi: �?lk defa Yakýn Tarih Ansiklopedisinde Mustafa Kaplan imzasýyla neþredilen "Abdoþ Aða" ile ilgili yazýlar mahkemelerde dava konusu oldu. Bu belgelerde Atatürk´ün annesinin genelevden çýktýðý ve Atatürk´ün gayrimeþru olduðu ileri sürülüyordu. Hürriyet 21 Ocak 1990´da "Atatürk´ün gayrimeþru doðduðunu iddia eden.. çirkin tezgahýn belgeleri" baþlýðý altýnda bu meseleyi kamuoyuna duyurdu. Selanik´te bir mahkemenin verdiði kararýn metni Osmanlýca olarak gazetenin haberinde basýldý.
Bu metni bir memur Milli Eðitim Bakanlýðýnda fotokopi ile çoðaltýrken yakalanmýþtý. Mesele sonrada örtbas edildi. Burhan Bozgyik´in "Türkiye üzerine oynanan oyunlar" kitabýnda da bu belgenin tam metin Türkçe olarak basýldý. (Yeni Asya Gazetesi neþriyatý,1990, s.105)
Yazar´ýn Ümmet-i Muhammed gazetesinin 8. sayýsýnda (1988 senesinde) bu belgenin neþredildiðini nakletmemesinin iki sebebi olabilir :
1- Bu belgenin yayýna intikal ettiðinden haberdar olmamasý;
2- Türkiye´de Ümmet-i Muhammed gazetesinin yasak olmasý.
Bizim için ama önemli olan, bu belgenin artýk -yayýn hayatýnda- tartýþýlmaz bir yerinin olmasýdýr.
MUSTAFA KEMAL'in BABASI KiM ?
Yukarýda metnini koyduðumuz ve latin harfleriyle de yazdýðýmýz "Selanik Asliye Hukuk Mahkemesi" baþlýðýný taþýyan yazý ile Dr. Rýza Nur'un "Hayat ve Hatýratým" adlý eserinin üçüncü cildinin 561. sayfasýndaki yazý ana hatlarýyla birbirini tutmakta ve teyid eder mahiyettedir. �?laveten þunu da söylemek gerekir: Fransýz nazýrlarýndan Hedyo Paris'te Türkiye üzerine verdiði ve "Conferencio" mecmuasýnda neþredildiði konuþmasýnda Mustafa Kemal'in babasýnýn meçhul olduðunu söylemiþtir. Ayrýca, Mustafa Kemal'in gayr-i meþru olarak dünyaya geldiði ve bu hususta Yunanistan'da bir mahkeme kararý bulunduðu, kendilerine itimad edilir zatlarý tarafýndan kulaktan kulaða söylenmekte ve dolaþmaktadýr. Bütün bunlara raðmen; muhakkik ve müdekkikler, tarihçiler, ilgililer araþtýrmalarýný yapsýnlar, sorsunlar, soruþtursunlar; sahte ve yanlýþ bilgi ve belgeler varsa müdellel bir þekilde ortaya koysunlar. "Ümmet" Gazetesi ve yazarlarý bundan memnun olur, kendilerine teþekkür ederler. Çünkü gaye ve maksat, þahýs ve þahsiyet deðil, hakikatlarýn ortaya çýkmasýdýr, tarihî hakikatlarýn tam ve aslýna uygun olarak yeni nesillere intikal edilmesidir.
Ayrýca þu husus da gözardý edilemez: 5816 sayýlý "Atatürk'ü Koruma Kanunu"nun arkasýnda yatan mana nedir? Bu kanunla neler getirilmek isteniyor? Dünyanýn neresinde görülmüþ böyle bir kanun? Gerçekleri gizlemek mümkün mü? "Mýzrak çuvala sýðmaz!" demiþ atalar!
Kemalistlerin gücü yetiyorsa mýzraðý çuvalda saklasýnlar!..
Gösterdikleri hassasiyet çok yanlýþtýr ve çok tehlikelidir. Onlarýn yapacaðý bir iþ var. O da, kaldýrsýnlar koruma kanunlarýný !...
Mustafa Kemal hakkýnda söylenenler ve yazýlanlar yanlýþ ise çatýr çatýr cevap verirler! Yoksa eðer doðru ise; o zaman kýzmasýnlar; gerçekler yazýlsýn da Ata(!)larýnýn kimliði, kim olduðu ve ne mal olduðu ortaya çýksýn!.. Bir Stalin'in, bir Mao'nun akibetinden ibret alsýnlar da akýllansýnlar!..
Bir gün gelecek, o çeþit kanunlar delinecektir. Hak ve hakikat bunlarý dile getirecektir. Tarih, muvakkat bir zaman susarsa da bir gün gelir ortaya çýkar, susturmak isteyenleri bir silindir gibi ezer geçer; kendilerini de, korumak istedikleri adamý da rezil ve kepaze eder. Hem de dünyanýn gözleri önünde!.. Kur'an öyle demiyor mu?
"... Yoksa siz, Kitab'ýn bir kýsmýna inanýp bir kýsmýný inkâr mý ediyorsunuz? Sizden bunu yapanýn cezasý dünya hayatýnda rezil olmaktan baþka nedir? Kýyamet gününde (onlar) azabýn en þiddetlisine atýlýrlar. Allah yaptýklarýnýzý bilmez deðildir." (Bakara, 85)
Bu, deðiþmez ilahî bir kanundur; her yerde ve her zaman hükmünü icra eder; Kemalist ordular, kemalist savcýlar, kemalist Prof.'lar, kemalist hocalar da bu ilahî kanun elinden Mustafa Kemal'i kurtaramazlar. Buna imkân ve ihtimal yoktur! Nitekim kurtaramýyorlar; adamýn þahsiyetsiz bir vatan haini, din, namus ve millet düþmaný olduðu ortaya çýkmakta, yazýlmakta ve çizilmektedir. Türkiye sýnýrlarý içinde olmasa bile dünya neþriyatýnda kendini göstermektedir. "Ümmet Gazetesi"nden bunlarý okumaktasýnýz ve okuyacaksýnýz. Avrupa memleketlerinde Mustafa Kemal'in bir �?ngiliz casusu olduðu, Türk-Yunan muharebesinin sadece bir muvazaa (anlaþmalý döðüþten) ibaret olduðu, Yunan askerlerinin �?zmir'e çýkýþlarýnýn, �?ngilizler'e Mustafa Kemal tarafýndan telkin ve ilham edildiði, bütün bunlarýn da Türkiye'yi mutlak surette �?slam dünyasýnýn liderliðinden tardetmek maksadýna mâtuf olarak planlandýðý anlatýlmakta, hatta bu kabil kitaplarý okuyanlar Türkiye'ye geldiklerinde eþ ve dostlarýna gizlice aktarmaktadýrlar.
Aradan elli-altmýþ senelik bir zaman geçmiþtir. �?nsaf ile kabul etmek gerekir ki, hakikatýn meydana çýkmasýna, ne suretle olursa olsun engel olmak ilâ-nihâye sürüp gidemez. Dün kendisine aðýz dolusu hakaret ve iftira edilen Sultan Abdülhamid, bugün "Ulu Hakan", "Cennetmekân" diye anýlmaktadýr. Keza yukarýda da görüldüðü gibi, dün korkunç bir diktatör olan Stalin'i bugün Rusya'da aðzýna alabilecek bir kabadayý yoktur. Binaenaleyh zorlamalarla þahýslarýn ilâ-nihaye ayakta tutulmasýna imkân ve ihtimal yoktur.
Rýza Nur, Hayat ve Hatýratým, III. cild, sayfa 561-562 :
' Selanik'te Rýza Efendi adýnda gümrük kolcusu birinin üvey oðlu Mustafa Kemal Harbiye Mektebi'ne geliyor. Mustafa Kemal'in babasý hakkýnda çok rivayet var; Kimi bir Sýrp, kimi bir Bulgar'dýr diyor. Güya anasý bunlarýn metresi imiþ. Yeni çýkan "20. Asýr Larousse" Pomak'týr diyor.
�?htiyar Tesalya'larýn rivayeti þudur :
Mustafa Kemal'in anasý Selanik'te kerhanede imiþ. Yeniþehir Týrnova'sýndan ve oranýn ileri gelen kabadayýlarýndan Abdoþ Aða Selanik'e gelir, bu kadýný görür, alýr götürür. Orada piç olarak Mustafa Kemal doðar. Mustafa beþ yaþlarýnda iken Abdoþ ölmüþ, anasý oðlu ile Selanik'e gelmiþ.
12 yaþýnda iken Mustafa, Týrnova'ya gidip miras istemiþ ise de piçliðini söylemiþler, geri göndermiþler. Mustafa, mektebe girmiþ. Anasý gümrük kolcusu Ali Rýza ile evlenmiþ. Çok tuhaftýr; Mustafa Kemal anasýndan bahseder, fakat babasýndan bir defa bile bahsetmemiþtir. Hasýlý rivayetler çok. Hangisi doðru?
Bir þeydeki rivayet çoksa; o þey belli deðildir. Nitekim fende, ilimde, tarihte hangi bahis hakkýnda çok nazariye veya rivayet varsa o bahis mâlum deðildir. Demek Mustafa Kemal piç deðilse bile babasý mâlum deðildir. Benim tahkikatýma göre onun Rýza adýnda gümrük kolcusu bir üvey babasý olduðu muhakkaktýr. Mustafa Kemal babasýndan kendi bahsetmediði gibi diðer birinin bahsettiðini iþitirse ona düþman olur. Buna dair vukuât vardýr. Nihayet Fransýz nazýrlarýndan Hedyo, Paris'te Türkiye üzerine iki konferans verdi. Bunlarý "Conferencio" mecmuasýnda neþredildi. Hedyo da orada "Mustafa Kemal'in babasý meçhuldür!" diyor. '
barbaros
Jan 15.05
HEPiMiZE
vatan ve millet için,, inandýðý þey ne olursa olsun...
-- yalan veya yanlý
-- bilerek veya bilmeyerek..
-- vatana ve dinimize saygý duyan
-- davaya inandýðý için ters yönde bile olsa...
-- davaya inandýðý için kendine kýzanlar veya kýzdýranlar.........
BU S�?TEDEK�? HERKEZ VATAN �?Ç�?N BURADALAR �?Y�? VEYA KÖTÜ....
HEP�?N�?Z�?N KURBANA BAYRAMINI CANI YÜREKTEN KUTLAR, BU BAYRAMINDA TÜRK ALEM�?NE U�?UR , KARDE�?L�?K VE GÜÇ GET�?RMES�?N�? D�?LER�?M.....................
barbaros
Jan 14.05
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)